Leyla’nın Şimdiki Zaman Hali

Tanrı sanatının en güzel eseridir kadın. Yaratılmış her şeyi en güzel kılan özellik kadında toplanmıştır. Tanrı kadını baharın ılıklığından, gökyüzünün temizliğinden, denizin enginliğinden, çiçeklerin çekiciliğinden, kadifenin yumuşaklığından, kuş cıvıltısından, toprağın en bereketlisinden yaratmış olmalıdır. Bir eğe kemiği ile açıklanamaz bütün bu ihtişam.

İnsanoğlunun toprağı yurt tutması, barınak yapması, şehirler inşa edip medeniyetler kurması kadın yüzündendir. İnsan oğlunun sahip olduğuyla yetinmemesi, saldırganlığı, yırtıcılığı kadın yüzünden.

“Head of a Young Woman” Leonardo da Vinci

Nice savaşlar çıkmıştır onun için. Habil Kabil’i öldürmüştür, Truva yağmalanmış, Tenochtitlan yıkılmış, Kadeş ovasında kan gövdeyi götürmüş, Beni Nadir ve Kurayza sahip oldukları her şeyi develere yükleyip terk etmiştir Yesrib’i.

Uğruna savaşlar yapılan, şairlere ilham, şarkılara konu olan bir güzelliktir bu. İnsan soyu varlığını, yeryüzündeki sürekliliğini önce tanrıya sonra kadına borçludur.

Kadın da bu borcun bilincinde olmuş aslında. Her şeyin kendi etrafında döndüğünü fark ederek yaşamış. Kendisini bildiği ilk yaşlardan itibaren tavrına zarafet, konuşmasına işve, kılık kıyafetine çekicilik takıştırmış. Ne kadar gizlenirse gizlensin, ne kadar perde arkasına, pencere gerisine saklanırsa saklansın, varlığının karşı cinsin varlığını anlamlandırdığını bilmiştir.

İster dağ başında bir kulübede, ister bir göçer çadırında, ister saraylarda olsun, kederin de safanın da sebebidir kadın. Bu nedenle erkek hiç şikayet etmeden onun nazını çeker, yokluk bahasına karnını doyurur ve donatır, ölümü bahasına savunur. Karşılığında baştan çıkarıcı bir bakış ve her şeyi unutturucu bir öpücük talep eder. O öpücük ki kendilerinden sonra yeryüzünü şenlendirecek yeni kuşakların varlık sebebidir sadece.

Böylesine güzel, böylesine çekici, böylesine arzulanan, böylesine önemli, böylesine değerlidir kadın. Dünyanın her köşesinde her kültürde önemi ile orantılı bir yeri vardır. Kimi zaman saklansa, yabancı gözlerden gizlense, yok sayılsa da aslında sahip olunan en mahrem hazinedir. Bu sebeple eski Anadolu uygarlıkları doğuran ve büyüten anayı, tanrıça Kibele olarak alıp baş tacı etmiş, her sonbaharı onun küskünlüğüne, her baharı onun mutluluğuna bağlamıştır. Mekkeli politeistler bir olan Tanrıya yeğlemiştir Lat ve Uzza adlı iki kadın idolünü. Tanrıça Diyana’nın Zeus’u parmaklarında oynatmasına izin vermiştir insan oğlunun belleği. Çerkes geleneğinde birbirinin boğazına kama dayamış iki düşmanın kinini unutmasına bir kadının mendili yetmiştir her zaman. Yaya yürüyen kadına atla yaklaşılmamış, kadının yanında silah saklanmıştır.

Bütün şarkılar kadınlar için yazılmıştır, bütün notalar onlar için yan yana gelmiştir. İnsan kadını kadar güvenmiştir kendisine. Kadını için kazanmış, kadını için savaşmıştır.

Hal böyle iken,

hal böyle iken,

hal böyle iken…

Ne oldu da bu muhteşem sanat eseri modernizmin elinde oyuncak oldu. Ne oldu da evrenin merkezine kurulu tahtından feraget edip üretmeye, erkekle yan yana durmaya karar kıldı. Ne oldu da sesindeki o cıvıltı, bakışlarındaki o can alıcı fitne, dudaklarındaki kararlı gülüş düşüverdi.

Nasıl da vazgeçti sahip olduğu her değerden, kendisini anlamlı kılan her şeyden. Kutsallığı, analığı, sevgili olmayı nasıl feda etti birey olmaya, eşit olmaya… Anlaşılır gibi değil. Değer miydi cüzdanda para taşımak uğruna sevgili olmaktan, ana olmaktan, eş olmaktan vazgeçmek.

Kadına dişiliğin simgesi olan eteğini çıkarttırıp pantolon giydiren, saçını kısaltan, sesinden işveyi, ellerinden yumuşaklığı, yanaklarından utangaçlığın kızılını alan her kimse tanrı ona lanet etsin.

Şimdilerde nasıl örselendi, nasıl kararsız ve yersiz oldu kadınlık. Bir ömür süren sevdaların konusu iken nasıl oldu da kullanılıp atılan bir market malına döndü.

Modernizm kadını bitirdi. Önce atölyelere, fabrikalara, sonra politikaya savurdu. Hak aramak uğruna sokağa döktü. Dişi bir kurt olmak ümidiyle zarafetten soyunan kadın toplumun içini kemiren bir elma kurduna döndü.

Kadına hak vermek, onu birey kılmak vaadiyle evrenin ve gönüllerin merkezindeki tahtından indiren modernizm ayağına pantolon geçirdiği, saçlarını kısalttığı, sesine güven, tırnaklarına pençe görünümü verdiği, yanaklarından utanmayı aldığı kadını her akşam yordun argın evine yollarken kadın birey olmanın hazzını yaşıyor her akşam. Eğer iş güç arasında edinebilmişse, vakit ayıramadığı için varlığı ile yokluğu bir çocuklarını uyutuyor, maharetini yitirmiş elleriyle sipariş yemek paketlerini açıyor ve sonrasında gündüz kendisi gibi birey olmuş başka kadınların içinde şehveti soğumuş eşine arkasını dönüp yatıyor.

Hayatını televizyon başında, ayna karşısında, iş yerinde, otobüslerde, minibüslerde, tarlada geçiren, cazip olmayı, ana olmayı, sevdalı olmayı unutan kadın… sözü sohbeti rejimden, geçimden, basenden ibaret kadın. Adına şiir yazılmayan, şarkı söylenmeyen, süslü bir biblo kadar anlamlı olan kadın ve onun rüküşlük abidesi sıkma baş tarzlı olanı. Bugün kadınlar günü, bugün kadınlığın matem günü. Umarım oturduğunuz koltuk, baktığınız ekran, çiziktirdiğiniz kağıt parçaları, atölye tezgahları ve satış reyonları ninelerinizin saltanatını fark etmenize fırsat vermeyecek kadar meşgul eder sizi.

Gününüz kutlu olsun.

Leyla’ya da Allah rahmet eylesin.

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir