Başkurtlar

Asya ve Avrupa’nn doğu sınırını oluşturan Ural Dağlarına sırtını dayamış uçsuz bucaksız düzlüklerin iki bin yıllık sakini olan Başkurtlar, zengin sözlü gelenekleri, renkli folklorleri doğal yaşam tarzları ile bizim uzaktaki yakınlarımızdır. Tarih din, kültür ve dil bakımından komşuları olan Kazaklardan, Tatarlardan kesin çizgilerle ayırmanın kolay olmadığı Başkurt halkı çoğunluğu Rusya Federasyonuna bağlı Başkurdistan Cumhuriyetinde olmak üzere toplam iki milyon civarında nüfusa sahiptir. Onlara ilişkin yazılı ilk bilgiler M.S II yüzyıla dayanır. Yunan ve İran kaynaklarında adı geçen Vaşkird halkının Başkurtların atası olduğu düşünülmektedir. (1) Daha sonraki dönemlerde X. Yüzyıl seyyahlarından İbn-i Fadlan ve Ebu Zahid el Belhi, Başkurt halkının yaşadığı coğrafya ve halkın inanışları hakkında ayrıntılı bilgiler kaydederken (2) Başkurt adını da ilk kez kullanmaktadır. (3) Türk Dilinin ilk sözlüğü olarak blinen Divan ül Lügatit Türk adlı eserde Başkurt ismi Türk boyları arasında sayılmaktadır.

Başkurt adının etimolojik anlamı üzerinde duran dil bilginlerine göre bu isim Baş ve Kurt adlarının birleşimin oluşmuştur. Nitekim onların yerel inanç ve mitolojilerinde kurt motifi önemli bir yer tutmaktadır. Kurt, İslam öncesi döneme ait bir totem olmanın yanında halk inanışlarında da önemli bir motiftir. Başkurtlar tüberküloz tedavisinde kurt ödü kullanır, hasta çocukları kurt postuna sararak tedavi ederlerdi. Bir başka etimolojik açıklamaya göre ‘kur’ sözcüğü kabile, soy anlamına gelmekte olduğundan Başkur adı ‘Öncü halk’ anlamını taşır. (4) Zeki Velidi Togan’a göre ise Başkurt adı ‘Beş Oğur’ adıyla açıklayan bir başka görüşe göre Başkurt adı Beş klana işaret etmektedir.

Başkurt halkının etnolojisini oluşturan unsurlar esasen Kazak, Tatar, Nogay, Kalmuk, Kumuk, Karaçay, Balkar halklarını oluşturan unsurlardan ayrılamaz. Genetik ve linguistik veriler bu halkı komşuları olan Tatarlardan başlayarak uzak coğrafyalardaki Karaçaylarla Nogaylarla, Türkiye Türkleriyle ilintilemektedir. Bu ilişkinin en canlı delili olan Başkurt Dili Türkiye Türkçesiyle anlaşmayı sağlayacak ölçüde yakındır. Ural Altay Dil grubundan olan Başkurtça Fin Oğur, Moğol, İran, Arap ve Rus dillerinden etkilenmiştir.(5) İslam öncesi dönemlerde Başkurt dilinin Uygur alfabesiyle yazıldığı düşünülmektedir. Daha sonraki çağlarda Tatarlarla birlikte Başkurtlar da Arap Alfabesi kullanmıştır. (6)

XII. yüzyıla kadar yerel inançlarını koruyan Başkurtlar daha sonraki süreçte İslam’ı kabul etmiş, yeni dinlerinin etkisi ile yerleşik hayat kabul görmüş, ticaret ve sanat işlerlik kazanmıştır. Asya ve Avrupa arasında önemli bir merkez konumundaki Kazan’da çevre halklarla ticari ilişkiler kuran Başkurtlar arasında İslam’ın yayılması zor olmadı. Arapların bölgedeki etkinliğinin sona ermesinden sonra Başkurtlar Buhara, Semerkand, Kazan medreseleriyle ilişkilerini sürdürdüler. Bununla birlikte halk kültürü içinde önemli yeri olan şaman geleneği kalıntıları günümüze dek yaşatıldı.

Altınordu Devletinin parçalanmasından sonra bütün halinde örgütlenemeyen Başkurtlar, Şıban Hanları, Nogay Hanları ve Kazan Türklerinin yönetimine geçmekle birlikte gerçek anlamda tanıdıkları tek otorite kabile büyüklerinden oluşan Aksakallar oldu. 1556 – 1598 yılları arasında Başkurt ülkesi Moskova kontrolüne girmiştir. Başkent Ufa’nın bir Rus kontrol noktası görevi görmek üzere kurulması da bu tarih aralığına denk gelmektedir. Ufa’nın kurulması ile Başkurt ülkesi tek merkezden idare edilmeye, bölgeye Rus idareciler ve bu uçsuz bucaksız topraklarda tarım yapmak üzere Rus yerleşimciler akmaya başlamıştır.

Büyük Rus Edebiyatçısı Tolstoy, ‘Bir insana ne kadar toprak lazım’ adlı öyküsünde toprak mülkiyetini tanımayan Başkurtların ülkelerinin kolonize edildiği dönemleri anlatırken Pahom adlı Rus çiftçinin şahsında sahip olma hırsının anlamsızlığını sorgulamaktadır. Başkurt Reisi güneş batıncaya kadar ulaşabildiği her yeri Rus çiftçiye vermeyi vaad eder. Pahom güneş batıncaya kadar koşup çiftliğinin sınırlarını belirlerken onu yüksek bir tepeden izleyen Başkurtlar, çiftçinin bu kadar geniş toprağı ne yapacağını konuşmaktadır. Pahom yorgunluğu hissetmeden koşar koşar ve düşüverir. Başkurt Reisi onun yorgunluktan ölmüş bedeninin baş ucunda durup der ki, ‘İşte aslında bir insana gereken toprak sadece iki ayak uzunluğundadır.’ (7)

Bölgede Rus egemenliğinin yerleşmesi kolay olmamıştır. Toprak mülkiyetine geçilmesi ile yaşam alanı kısıtlanan, ormanlarından ve çayırlarından yararlanmaları zorlaşan, vergi sorumluluğuyla tanışan Başkurtlar, Rus yönetimine karşı sık sık silahlı ayaklanmalar gerçekleştirmiştir. 1661 ve 1765 yıllarında büyük başkaldırılara sahne olan Başkurt ileri gelenleri 1708 yılında İstanbul’a yolladıkları bir heyetle yardım talebinde bulundularsa da gerek coğrafi uzaklık, gerek siyasi sebeplerle resmi bir yardım alamamışlardır. Kendi imkanlarıyla verdikleri savaşta büyük kayıplara uğrayan Başkurtların ülkesi yeni göçmen dalgalarına maruz kalmıştır.

Başkurtların ulusal kahramanı Salavat Yulayev, bu isyan dönemlerinde despot feodallere ve Rus yönetimine karşı mücadele etmiş özgürlük aşığı bir savaşçıdır. 1773’te bir Rus subayı olarak isyancı Pugaçev üzerine gönderilen Salavat, isyancılara katılarak isyanı bağımsızlık savaşına dönüştürmüştür. Babasıyla birlikte savaşarak ele geçirilen Salavat, Baltık sahilinde yer alan Rogervik kalesinde ölmüştür. Sufi ve halk şairi kişiliği ile Başkurt halkının hafızasında aziz bir yeri olan bu kahramanın hatırası Başkurdistan’da hala yaşatılmaktadır.

At sürülerinden ibaret zenginlikleriyle bozkırda dolaşıp duran Başkurt halkı Rus yönetimine geçtikten sonra oluşturulan Birsk, Menzelinsk, Çelyabinsk, Tabinsk, Sterlitamak, O-renburg gibi şehirlerde şehir hayatı oluşturmuş, özellikle Ufa ticari, dini ve kültürel bir merkez haline gelmiştir. Geniş pazarlar, onlarca Camii, 1864 yılında kurulan büyük müze, medrese ve okullarıyla Ufa şehri Çarlığın yıkılmasına kadar Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar geniş bir alana dağılmış olan Rusya Müslümanlarının merkezi olma vasfını korumuştur.  XX. Yüzyılın başında Ufa ‘da açılan Galiye Medresesi modern eğitim metodunu benimseyerek tüm Türk halklarına mensup birçok öğrenci yetiştirmiş ve ülkelerinin aydınlanmasını sağlamıştır.

Türkiye, Başkurt halkını büyük bilim adamı Zeki Velidi Togan’la birlikte anmaktadır. 1890’da Steritamak’da doğmuş, iyi bir eğitim almış, Rusça, Farsça, Arapça, Türkçe öğrenmiş olan Togan, Başkurdistan’ın bağımsızlığına ömrünü adamış, Çarlık döneminde Duma’da Müslümanları temsil etmiş, Bolşevik ihtilal sonrasında Başkurdistan Harbiye nazırlığı yapmıştır. Türkistan Milli Birliğini kuran ve Basmacı harekatına katılan Togan 1925’te davet üzerine Türkiye’ye gelmiş, Viyana’da akademik çalışmalarda bulunmuş, İstanbul Üniversitesinde Umumi Türk Tarih Kürsüsünü kurmuştur.  Başkurtların Türk entelektüelitesi tarafından tanınması büyük ölçüde Togan’ın çabalarıyla gerçekleşmiştir.

Bolşevik ihtilal sonrası Başkurdistan milli bir özerk devlet olarak ortaya çıkmış, Sovyet idaresinde Başkurt dili halk destanlarının ve zengin sözlü kültürün yazıya geçirilmesiyle edebi dil özelliği kazanmıştır. 1928’de Latin alfabesi, 1939 yılında da Kiril alfabesi kullanılmaya başlandı. Petrokimya ve makine sanayinin gelişmesiyle cumhuriyet Sovyetler birliğinin muhtelif yerlerinden yeni göçler alarak kalabalıklaştı. Sanayinin yanında tarım ve hayvancılığın sistemli hale gelmesiyle Başkurdistan istikrarlı bir bölge konumuna yükseldi.

Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından 1991 yılından beri Rusya Federasyonuna bağlı bir özerk cumhuriyet kimliğindeki Başkurdistan’ın dört milyonun üzerindeki nüfusu irili ufaklı yüze yakın etnik gruptan oluşmakla birlikte nüfusun %30’unu oluşturan Başkurtlar kurucu unsur sayılır. Ruslar,  Tatarlar, Çuvaşlar başta olmak üzere birçok etnik grubun yaşadığı Başkurdistan’da resmi dil Başkurtça ve Rusçadır. Nüfusun dörtte biri başkent Ufa’da yaşar.

Ufa günümüzde Rusya Federasyonunun merkezi şehirleri arasında özel bir konuma sahiptir. Tarihi camisi, arkeoloji müzesi, botanik bahçesiyle modern bir şehir olan Ufa aynı zamanda canlı bir ticaret merkezidir.

 

  • V. Togan .
  • İbn-i Fadlan Seyahatnamesi Çev. Lutfi Doğan
  • İ. Rudenko Kömen Yay.2001 shf 25
  • Başkurt Dili Grameri. Do. Dr. İsmet Biner. İst. Ün. Avtarsya Enstitüsü Yay. 2014 shf 17
  • g.e
  • g.e
  • Tolstoy 1885 Mnogo li Çeloveku nujno

 

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir