Bir Roman Pasajının Kutsal Metin Haline Gelişi

Edebiyat, sözü güzel söylemenin yanında bir yönüyle de toplumun akışını, gelişim ve değişimini belirleme sanatıdır aslında.  Savaş kesmek, baş kestirmek, ağuyu aş, aşı yağ ü bal eylemek edebiyatın gücüdür. Bir yönüyle de insanlığın geçirdiği kültür evriminin dolayısıyla uygarlığın tarihidir edebiyat. Kimi zaman tarihin aydınlatamadığı çağlara bir yazarın hayal gücü ışık tutar.

İnsanlık tarihini yazının icadıyla başlatanların yazıdan önceki çağları yahut yazının olmadığı toplumların tarihini araştırmak için başvurdukları zorunlu kaynak mitoloji değil midir? Halk hafızasının hayalleri ve tecrübelerinin birleşiminden doğan, dolayısıyla bir yönüyle hayal, bir yönüyle gerçek olan mitolojinin roman ve öyküden farkı ne kadardır ki.

Edebiyatın, halk bilincini somut sayısal veriler ve kronolojik bilgilerle dolu Tarih disiplininden daha fazla etkilediğini ileri sürmek mümkündür aslında. Tarihi kayıtlarda ölenler sayılardır. Öldürülen insanlar kağıttan, yıkılan şehirler legodan yapılmıştır sanki. Çanakkale’de iki yüz bin insan kaybı olduğunu tarihten öğrenirken hiçbir şey hissetmeyenlerin, bir Çanakkale şehidinin öyküsünü anlatan edebi eserleri okurken ağlaması bu yüzdendir. Edebiyat, tarihi verilere can verme, sayısal değerleri insani hale getirme ve bu bilgilerle hayatı yeniden değerlendirme imkanı sunma özellikleriyle de tarih disiplininin yardımcısıdır.

Edebiyatın büyüsünün güzel bir örneği Şeyh Edebalı’nın Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’ye verdiği nasihatler olarak bildiğimiz metindir. Adeta Osmanlı Devletinin kuruluş manifestosu olarak kabul edilen, sorgusuz sualsiz alıp baş tacı ettiğimiz, her kelimesinde ayrı bir hikmet aradığımız bu metnin kaynağı konusunda toplumumuzun merakı bulunmamaktadır.

Doğruluğunun kabulü durumunda Orhun kitabeleri, Dede Korkut masalları, Yunus dizeleri, Yesevi Hikmetleri kadar önemli olması gereken, Türk dilinin en temel metinleri arasına girmesi gereken bu sözler, toplum tarafından öylesine sorgusuz kabul edilmiştir ki kamu binalarında duvarlara asılmış, ajandalara, takvim sayfalarına yazılır olmuş, daha ötesi parti mitinglerinde dile getirilmiş, köklü siyasi akımların söylemi olarak algılanmıştır.

“Ey Osmancık Beğsin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana, güceniklik bize gönül almak sana…” diye başlayan bu metin, Tarık Buğra’nın Osmancık adlı tarihi romanından bir pasajdır. Tarık Buğra bu destansı eserinde kuruluş yıllarına dair pek fazla tarihi ayrıntıya vakıf olamadığımız Osmanlı Devletinin sisler arasında kalmış ilk döneminde Osman Gazi’nin, Köse Mihal’in, Mal Hatun’un ve Ede Bali’nin ve diğer tarihi kişiliklerin edebi portrelerini çıkarmış ve onları konuşturmuştur. Dolayısıyla romandaki diyalogların tek kaynağı yazarın muhayyilesidir.

Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatının en önemli eserleri arasında olan Osmancık adlı roman senarize edilerek filme de alınmıştır.

Osmanlı Devletinin kuruluşu hakkında yazılmış iki önemli romandan ilki Kemal Tahir’in 1967 yılında yayınlanan Devlet Ana adlı romanıdır. Bu eser zengin bir planda yazılmış olmakla birlikte tarihi gerçeklere uygunluk, tasvir zenginliği ve psikolojik derinlik açısından Osmancık ile kıyaslanamaz.

Diğeri ise Tarık Buğra’nın bahsi geçen eseridir.  Bu eserin Kemal Tahir romanından ilham aldığı gayet bariz olmakla birlikte bir çok yönüyle Devlet Ana’dan daha üstündür. Osmancık, tarihsel arka planı ve psikolojik tahlillerin yanında özgün diliyle de ileri çıkmaktadır. Roman dili öylesine akıcıdır ki Ede Bali’yi ( isim Tarık Buğra’nın eserinde Ede Bali olarak geçer, Kemal Tahir’de ise Edebâli şeklindedir.) konuşturduğu kısımlar halk nazarında adeta kutsal metin kabul edilmiştir.

Bir siyasi argüman haline de gelen metnin, CHP lideri Deniz Baykal tarafından kullanılmış olması köklü bir siyasi akım olan CHP hareketini esasen yetmiş yıllık mecraından çıkartıp bambaşka bir yöne taşımıştır. Deniz Baykal’ın ne gibi bir kaygı ile dile getirdiğini bilmediğimiz bu sözler cumhuriyeti kuran zihniyetin devamı olduğu iddiasındaki bir siyasi partiyi alıp Osmanlı’nın kuruluşundaki zihniyetin devamı haline getirmiştir. Anadolu solu söyleminin manifestosu haline getirilmek istenen bu metnin nerden alınmış olduğu konusunda ufak bir araştırma yapılsaydı, Tarık Buğra romanı üzerine sol hareket inşa etmenin mümkün olmadığı görülürdü.

Oysa ille bir tarihi romandan ilham alınacaksa Kemal Tahir’in Devlet Ana adlı romanından bu parti söylemine daha uygun argümanlar elde etmek mümkün idi. Zira Osmancık romanında tasavvuf, Türklük, İman ve İslam gibi kavramlar Osmanlı’nın dinamiği olarak işlenmiştir. Oysa kalemi sol elinde tutan bir yazar olarak bilinen Kemal Tahir’de sosyal kaygılar ön plandadır. Roman kahramanlarını zaafları ile birlikte ele alır, Yunus Emre gibi bir karakteri bile mistik yönüyle ele almaz.

Aynı nasihatler milliyetçi gruplar için de kutsal metin değerini almış, bu gruplar tarafından da kaynağı araştırılmak ihtiyacı duyulmamıştır. Oysa bütünsel olarak değerlendirildiğinde romanın bu gruplara ülkülerini tazeleyici etkide bulunacağı anlaşılmaktadır. Zira Osmancık romanında değer yargılarının, yaşam tarzının ve prensiplerin devletleşmesi işlenmiştir. Osmanlı’yı kuran gücün iman ve gayret olduğu, o kuruluşta keşfi kerameti açık bir Horasan erinin duasının rolü olduğu mesajı verilmektedir.

Bir edebi metnin toplumun her kesimi tarafından böylesine hüsnükabulle karşılanması, değerlendirilmesi, baş tacı edilmesi şüphesiz hoş bir şeydir. Lakin hoş olmayan şey şudur ki, hayatımıza bu derece girmiş sözler olur olmaz yerde kullanılırken kaynağı araştırılmamıştır. Edebiyat eleştirmenleri bir roman pasajının bu derece ciddi bir argüman haline gelmesi karşısında suskun kalmıştır. Tarihçiler böylesi bir tarihi metnin bulunmadığını bildirmemiştir. Oysa artık değişik ellerde farklılaşmaya başlayan bu metnin kaynağı bilinse ve en azından kullanıldığı yerde bir dipnot olarak alıntılandığı eserin ve yazarının adı yer alsaydı Osmancık, bir edebi eser olarak etkisini asıl o zaman gösterecek ve yazarın amaçladığı toplumsal etkiyi o zaman yapacaktı. Zira edebiyat okurunu da popülizmin yönlendirdiği bir çağda Osmancık unutulurken başka kalemler tarihin yazmadığı soykırımlarla ulusları itham etmekte, onurlu bir geçmişi yeni nesiller nazarında mahkum etmektedir.

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir