Çerkes İnisiyatifini Doğru Okumak Yahut Çerkesin Dil Yaresi

Evet, yapacağım tespitler içimi acıtan ve beni kültürüm nam ü hesabına ye’se düşüren tespitler fakat birilerinin bunları söylemesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa Özdemir Asaf’ın şiirinde olduğu gibi ‘Lavinia yalanlar söylememizi istiyorsa ona yalanlar söyleyelim.’

Herşey senin bildiğin gibi Lavinia.

Neredeyse on milyon kişiyiz…

Kolomb ile Guevera yine Çerkes,

Haniballe Napolyon yeğenlerimizmiş.

Lady Diana yaşadığı sürece gizlemiş

Fakat geçtiğimiz günlerde ispat edildi

Kabardeymiş…

Biz var ya Lavinia biz…

Bildiğin gibiyiz.

. . .

Şimdiye dek Çerkes toplumu gerçekçi veriler ışığında değerlendirilmedi, çünkü bu toplumun varlığını sürdürmesi ya da yok olması hiçbir siyasi yapıya ve hiçbir gruba menfaat sağlamayacaktı. Doğal bir asimilasyon çarkı içerisinde evrilip dönüşmekte olan Çerkeslerin ne nüfusları, ne dillerini bilme oranı, ne ekonomik güçleri ne de entelektüel güçleri hakkında sayısal veriler elde edilemedi. Eğer bir toplumun sayısı hakkında ileri sürülen tahminlerin asgarisi seksen bin, azamisi on milyon ise bu çelişkiden çıkan tek sonuç o toplumum sayısı hakkında hiç kimsenin hiçbir şey bilmediğidir.

Çerkeslerin Demokratik taleplerini değerlendirirken de gerçekçi tespitler ve verilerden yola çıkmak gerekiyordu. Fakat elde hiçbir veri bulunmamaktaydı. Demokratik açılım sürecinin Çerkes halkının diasporadaki varlığını sürdürmesi için son şans olduğunu ve bu son şansın iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen bir kişi olarak… bu konuda atılan ilk adımların öncüsü bir kişi olarak…. Demokrasi için Çerkes Girişimi adlı Platformun eş sözcülerinden birisi olarak, DİÇEG sözcüsü kimliğiyle çeşitli şehirlerde toplantılar düzenlemiş, basın açıklamaları yapmış bir kişi olarak, Çerkes İnisiyatifi hareketinin düzenlemiş olduğu mitingleri doğru okumak ve gerçekçi yorumlamak gerektiği kanaatindeyim. Bu mitingler ve daha öncesinde Demokrasi İçin Çerkes Girişimi’nin çalışma ve tecrübeleri üst üste konduğunda Çerkes halkının Türkiye’de anadil eğitimi yahut anadilde eğitim gibi bir talebinin olmadığı net bir şekilde görülmektedir. Kendimizi kandırmayalım. Eğer Anadolu’da kısmen homojen Çerkes yerleşimlerinin olduğu bir şehirde yapılacak miting için İstanbul’dan, Kahramanmaraş’tan, Sivas’tan, Tokat’tan, Ankara’dan gelen insanlarla birlikte bin beş yüz kişi (Emniyet verilerine göre dört yüz kişi) toplanıyorsa halk tabanında böyle bir talebin olmadığı aşikardır.

İşte bir sayısal veridir bu. Birilerinin kahve fincanına bakarak söylediği şekliyle ‘Yetmiş bin Çerkesin yaşadığı Kayseri’de’ ülkenin dört bir yanından gelmiş insanlarla birlikte bin beş yüz kişi toplanabilmiştir. ( emniyet rakamları göz önüne alındığında bin beş yüz sayısının gösteri ve oyunları izleyen meraklı kalabalığı da kapsadığı düşünülebilir.) İstanbul ve Ankara Mitinglerinde toplanan insan sayısının farklı olmadığı da ortadadır. Birileri Kayseri’de yüz binlerce Çerkesin toplanmasına kendilerinin yaptığı açıklamaların engel olduğunu ileri sürüyorlar. ‘Ben istemediğim için başarılı olamadınız’ iddiasındaki hezeyanların ciddiye alınacak bir tarafı tabii ki bulunmamaktadır fakat bu hezeyanlar da Çerkes toplumunun sağduyu sahibi önderlerden yoksun olmasını göstermesi açısından anlamlıdır.

İnisiyatifin düzenlediği mitingler ve DİÇEG’in düzenlemiş olduğu sempozyum ve paneller Türkiye’de yaşayan Çerkes halkının milli şuuruna, nüfusuna, dilini önemseyişine, kültürüne, demokrasi talebine ve en önemli asimilasyon boyutuna dair ciddi fikirler vermektedir. İşte demokrasinin geliyorum derken sağladıkları… Çerkes İnisiyatifi, Türkiye’de yaşayan ve birilerinin 7 ila 10 milyon nüfusa sahip olduğunu iddia ettiği Çerkes halkının ana dilinin yaşatılması için devlet destekli adımlar atılması gibi haklı bir talebi ileri sürerken ne İstanbul’da, ne Ankara’da ne Kayseri’de ciddi bir kalabalık toplayamamış yapılan tüm gösterilere taşınan bu işin sevdalısı birkaç yüz kişi haricinde halk desteği sağlayamamıştır. Dahası bir şehirde düzenlenmesi düşünülen mitinge, Çerkes kökenli bir bürokrat tarafından izin verilmemiş, aynı şehrin Çerkes esnafı tarafından engellenmiştir. Çerkes inisiyatifinin tüm iyiniyetli ve özverili çabalarına karşın basında, yayında kafi yankı uyandırmamıştır. Bu hayal kırıklığının sebebi bazılarının iddia ettiği gibi İnisiyatif sözcülerinin kimliği değildir, zira bu kişiler Çerkes halkının kimliğinin ve dilinin yaşatılması için fevkalade özveride bulunan, herhangi bir yerden maddi destek sağlamayan onurlu insanlardır. Fevkalade vasıflarından söz edilebilir fakat liyakatsizliklerinden söz edilemez.

Kayseri mitingine katılım, aslında sürece ivme kazandırıp fevkalade olumlu sonuçlar uyandırabilirdi. Ama neticede ortaya çıkan manzara hiç iç açıcı değil. Türkiye’de Çerkes davasının sesi olan, kültürün ve dilin yok oluyor olmasından endişe duyan, bu yok oluşun önüne geçmek için bir takım fedakarlıklarda bulunabilecek olan insan sayısı yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya bin beş yüz kişiyi geçmemektedir. Nitekim bu halkın adıyla çıkan bir tek gazete vardır, o da aylıktır. O gazetenin tirajı da bin değildir. Bu kültüre ilişkin kitaplar birkaç yüz satmaktadır, bu dille yapılan TRT yayını hiç izlenmemektedir, bu kültürü korumak amacıyla kurulan dernek ve vakıflar kısırdöngü içindedir, bu kültüre ilişkin hiçbir üretim yapılamamaktadır.

Bu göstergeler dolayısıyla Türkiye’deki Çerkes halkının anadilde eğitim, ya da anadil eğitimi talebinin bulunmadığını açıklıkla söyleyebiliriz.

O halde ne yapmalı.

Çerkes halkının var olma çabasını destekleyecek tedaviler sunmadan önce kapsamlı bir anamnez yapılmalı. Bunun için geç kalınmış değildir. Bu halkın reel durumunun ortaya koymak ve masallardan sıyrılmak gerekir. Taleplerin ve tedavi önerilerinin gerçekçi olması gerekir. Aksi halde bu halkın zaten tükenen enerjisi israf edilecektir. İşte bu noktada tıpkı ‘Anayurda Dönüş’ önerisi gibi ülke çapında Çerkesçe eğitim önerisi de romantik bir temenniden öte anlam taşımamaktadır.

Kati olan bir şey vardır ki bu halkın dili ve kültürü yok olmak üzeredir. Çerkes dilini tekrar iletişim dili haline getirmek son derece zor bir hal almıştır. İşte demokratik açılım sürecinde yaşadığımız tecrübeyi göz önüne alıyoruz ve halkın kat’i surette böyle bir talebi olmadığını anlıyoruz. Örneğin üniversitelerde Çerkes dilinin akademik seviyede öğretileceği kürsülerin kurulması, desteklenmesi ve bu kürsülere olabildiğince çok öğrenci gönderilmesi daha gerçekçi bir çözüm önerisidir.

Yine örneğin Çerkes nüfusun yaşadığı bir ya da birkaç yerleşim yerinde nümune mektebi niteliğinde, Çerkesçenin de seçmeli dil olarak okutulabileceği okullar açmak daha gerçekçi bir çözüm önerisidir. Fakat bu konuda da en azından talebin ortaya konması gerekir.

Sivil örgütlerin köy kahvesi havasından çıkartılıp kültür merkezleri haline dönmesini sağlamak, bu merkezlerde vizyon sahibi, eğitimli kişilerin istihdam edilip üretmesi sağlanmalıdır.

Anlaşılan o ki bunun ötesi cegu’dan ibarettir.

 

HULUSİ ÜSTÜN

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir