Eski Senaryo – Yeni Sabotaj – Doğu Türkistan

Uygur Hulusi Üstün Doğu-Türkistan

Ben daha önce gördüm bu filmi…

Senaryo aynı, fakat her uygulaması başarılı.

Önce dünyanın bir köşesinde tarihin bilmem hangi çağından beri var olan, yaşayan fakat daha fazla var olmaması planlanan bir halkın adı aniden gündeme getirilir.

Sonra onların varlığından haberdar olmayan dünyanın diğer kısmına kısa bir zaman içinde bir sürü veri yağdırılır, kısa zaman içinde kamuoyunun refleksi şartlandırılır. Her çıkar grubu bu yeni haberden nemalanmanın yollarını aramanın telaşına düşer. Vicdanlılar ayağa kalkar, yardımseverler ellerini ceplerine atar, müminler dua eder.

En son olarak şeytanın dünya politikasına yön vermekle görevlendirdiği pis politikacılar ellerini siyah takımlarının pantolon cebine sokup sakallarını kaşıyarak yeni hamleler tezgahlar.

Maksat hasıl oluncaya dek kullanılır o küçük halk. Bu arada binlerce ferdi ölür, kentleri yıkılır, yetişmiş insanları yerinden yurdundan olur.

O halk dünya siyasetinin satranç tahtasında vazifesini yaptıktan sonra yine unutulur. Ne adları, ne uğradıkları zulüm, ne de yitirdikleri kimsenin aklının ucuna gelmez.

. . .

Bir haftadır gözümün değdiği her gazete manşeti, tıkladığım her internet sitesi, televizyon kanalları, haber bültenleri Uygurlar’dan bahsediyor. Urumçi ve Kaşgar kentlerinde sokak ortasında yatan cesetler, ağlayan kadınlar, çocuklar, yanan evler, araçlar.

Birçok kimse için şimdiye dek bir mana ifade etmeyen Uygur kentlerinin adları artık kulaklarımıza aşina. İnsanlar tarih bilgilerini tazeliyorlar. Kimileri dindaşları, kimileri soydaşları, kimileri insan kardeşleri, kimileri çıkar ortakları için endişeleyor.

Oysa Doğu Türkistan, bugün aldığı Çin darbesiyle kanayan bir yara değil, yüzyıldır her an darbe alan, tüketilen ve üzerine cam tozu dökülen bir yara.

. . .

Urumçi ve Kaşgar sokaklarında geçtiğimiz hafta olup bitenlerin lutfedip farkına varan uygar dünya on yıl öncesine dek ağlayarak memleketini anlatan seksen yaşındaki Barak Hacı’yı dinlese idi bütün bu olup bitenler gerçekleşmezdi. Dünya İsa Yusuf’tan haberdar olsa idi Kaşgar ağlamazdı.

Doğu Türkistan elli yıldır tamamen Çin denetiminde. Çin, Uygur ülkesinin gök ekinlerini elli yıldır dünyanın kalan kısmına duyurmadan biçiyor. İşgal ile birlikte Türkistan içlerine döşedikleri demiryolu üzerinden her gün katar katar vagonlar boş gelip dolu gidiyor Pekin içlerine. Her türlü yeraltı ve yerüstü kaynakları, el ürünleri, o efsanevi Türkistan atları, hatta arı kovanları taşınıyor Çin içlerine.

Dünya elli yıldır neredeydi.

Elli yıldır halkının değerlerini işleyen insanlar yok ediliyor, elli yıldır kitaplar yakılıyor, elli yıldır cezaevlerine giden geri gelmiyor. Uygur’un şakağına sıktıkları merminin parasını talep eden yazılar geliyor anaların adreslerine.

Dünya siyasetçileri o zaman neredeydi.

Türkiye Türkleri ile akraba olan Asya halkları arasında en köklü uygarlık geçmişine sahip olan, Türk tarihi namına okutulan hemen hemen bütün değerlerin sahibi, Yusuf Has Hacib’in, Kaşgarlı Mahmud’un, Saltuk Buğra Han’ın torunları şimdi tarih boyunca karşılaştıkları en çetin imtihanın arefesindeler.

. . .

Bu filmi daha önce gördüm.

Şimdi dünya, vahiy duymamış, dört kitabın hiç birine iman etmemiş bir buçuk milyar nüfusa sahip bir güruhun karşısına çıkmaları için gayret veriyor Uygurlara. Kimisi görkemli geçmişlerinden cesaret almalarını telkin ediyor, kimileri mazlumlara yardım eden tanrıdan… onlar için gerekli olan tek şey bugün bu saat kendilerine dünya siyasetinin biçtiği rolü layıkıyla icra etmeleri.

Uygur halkına ait hiçbir değerin ve onların yaşam haklarının dünya politikasında kıymeti yok. Politika üzerine düşeni yapıp arslan ile kediyi karşı karşıya getirecek. Alkış tutacak, para yağdıracak, ekranlarını açacak onlar için. Görevlendirdiği mankurtlarla birlikte Uygur’un kanına mısır gevreği doğrayacak.

Uygur halkının sesi olan akil insanlar! Dün Afganistan’da, sonra Çeçenya’da uygulanan bu oyunu fark edin ve halkınızın varlığı namına politik davranın. Unutmayın, felakete uğrayan her Uygur için sadece onu doğurmuş olan kadın ağlayacaktır. Amerika’da yaşayan ve Uygurların anası olmaya soyunan yaşlı kadın değil.

Uygur halkının sesi olan akil insanlar! Dünyanın sizi gözden çıkardığını yakın geçmişe bakıp fark edin. Dünün özgürlük savaşçısı Afganlı Mücahitlerin nasıl terör talebesine dönüştürüldüğünü, aslan yürekli Çeçenlerinin nasıl kanunsuz halk olarak tanıtıldığını fark edin.

Uygur Halkının sesi olan akil insanlar, dünyaya güvenmeyin. Bugün sizin yasınızı tutan dindaşlarınıza, soydaşlarınıza, çıkar ortaklarınıza güvenmeyin. Bilin ki siz hiçbir vahyi tanımayan, köpekleri ve kedileri, yılanları ve böcekleri yiyen düşmanınız karşısında Tanrı’dan başka hiçbir dayanağı olmayan halksınız. Size alkış tutan ve cesaret veren dünyaya kulaklarınızı tıkayın ve savaştan başka yollarla galip gelin düşmanınıza.

Sizden ölen her insan için bin Çinli öldüremeyecekseniz bu savaşın akibetini değiştiremezsiniz. O halde savaşınızı değil, halkınızı anlatın dünyaya. Değerlerinizi anlatın. Dünyanın dört bir tarafına dağılıp geçmişinizden, kültürünüzden bahsedin.

Ananız bile olsa hiç kimsenin komutuyla gençlerinizi dağlara göndermeyin.

. . .

Bu filmin sonunda halk katliama uğrar, büyük ölçüde kırılır ve yeryüzünün dört bir yanına dağılır. Onlar üzerindeki politik oyunun seyrine göre adları hain, terörist veya radikal dinciye çıkar. Gittikleri her yerde nefretle anılırlar. Yahut rolleri biter, unutulurlar. Üstelik o kadar kısa zamanda olup biter ki bu değişim. Oynadıkları rol kendileri tarafından bile algılanamaz.

Ahmet Şah Mesut’un adını unutan, Dudayev’i, Mashadov’u hatırlamayan, Kabil’in, Herat’ın, Grozni’nin ve Gudermes’in haritadaki yerini bulamayan dünya Urumçi’yi de Kaşgar’ı da unutacaktır.

. . .

Türk kamuoyuna ve Türk devletine…

Doğu Türkistan için geç kaldınız. Bir futbol takımı kadar sahip çıkamadığınız soydaşlarınız, dindaşlarınız ve atayurdun emanetçisi kardeşlerinizin davasına omuz vermediğiniz için artık siyasi tepkinizin pek bir anlamı yok. Barak Hacı’nın hayatını beyaz perdeye aktarmadığınız için, İsa Yusuf’u halkınızın bilgesi olarak tanıtamadığınız için, Yesevi’yi, Yusuf Hashacib’i, Saltuk Buğra Han’ı Uzun Bacaklı John kadar benimsetemediğiniz için halkınıza ve kınalı saçlı, küçücük boylu yaşlı bir kadını İstanbul’da bir başına bıraktığınız için artık tepkinizin anlamı yok.

Sizi kardeş bilenler soluk almakta zorlanırken onlara pencere açmadınız, şimdi onlarla birlikte ağlamanız hiçbir şeyi değiştirmez.

. . .

Uygurlara…

Zimistan körmegen bülbül bohorig kadrigi bilmes

Cefagi çekmegen oşiq, sofonig kadrigi bilmes…

. . .

Son söz niyetine…

Adı görklü ulu Tanrım, her şeyi kuşatan barış ismini dünyamızın üzerine aç. Yaşamı bütün boyutları ile birlikte öylesine anlaşılır et ki, yaşıyor olmaktan maksadı anlar olsun kulların.

Av. Hulusi Üstün

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir