Hırsıza…

 Sabah perdeyi açıp lapa lapa kar yağdığını görünce nasıl mutlu oldum bilsen hırsız… Aslancık oğlumla prenses kızımı alıp kar topu oynayacaktım bütün gün.

Bir aydır bugünü bekliyordum.

Her akşam günlüğüme sitem ediyordum.

‘Bugün de kar yağmadı günlük… Bu gün de aslancıkla kar topu oynayamadık…’

İşte beklenen sabah…

ipil ipil kar yağıyor, melekler şarkı söylüyor, kar taneleri birbirine değmeden düşü düşü veriyor.

Hiçbir iş, hiçbir dava, hiçbir duruşma beni çocuklarla oynamaktan alıkoyamaz…

Derken, komşu aradı…

‘Ofisinize hırsız girmiş’

Kalender meşrebim ya ‘Eyvallah’ dedim.

Sakin sakin tıraşımı oldum, giyindim, kuşandım, ofise gittim.

Kapı önünde bir sürü polis,  çilingir ve meraklılar…

kilidi kırmışsın, içeri girmişsin, sandık sepet dağıtmışsın da ne aramışsın kim bilir.

İlk göze çarpan eksiklik bilgisayarın yokluğu idi.

İçinde onca bilgi, yazı, mektup, resim falan…

umur etmedim.

Yazı yazılır, resim taranır…

küçük bir miktar para var idi, o da gitmiş,

‘hadi sadakamız olsun’ dedik.

A be hırsız, ne istedin benim yadigar halımdan…

Rahmetli Süleyman Amca’mın yadigarı idi.

Ben diyeyim yüz yıllık, sen de iki yüz…

Ofiste başka da kıymetli bir şey yok ki. Kitap, kitap kitap…

sen onca kitabın arasından halıyı al götür, iyi mi?

Ne diyeyim, kefen bulamasınlar seni sarmak için hırsız…

Yolum yolum yolunasın, ciğerlerin dökülsün…

senin de en sevdiğini uğrun uğrun yürütsünler.

. . .

‘Horozumu kaçırdılar türküsü’ değil derdim.

Kör ölünce badem gözlü olmadı.

Kaçan balığın tam ebadını anlatıyorum size. 

Halı suyun içinde on bin dolar eder idi.

Kaç koleksiyoncu asıldı, kimler ısrar etmedi bunu bana ver diye.

‘Yok’ dedim. ‘Süleyman Amca’mın yadigarıdır, kimselere veremem.’

Vermezsen işte böyle alırlar…

Şimdi okuyucu diyecek ki ne işi vardı on bin dolarlık halının hukuk bürosunda.

Bir buçuğa iki metre büyüklüğünde olduğundan bir çerçeve uyduramamıştım ona.

Hepsi bu.

Şu bizim en son yaşadığımız ve yangına benzer taşınmada evde kullanılmayacak her şeyi büroya götürmüştüm.

Kitapları, kasetleri, plakları, birkaç parça antikayı.

Niyetim halıyı çerçeveye alıp eve getirmekti.

Nasip olmadı.

Nasibin kesilsin hırsız…

yıkıntılarda kalasın…

. . .

Belli ki hem becerikli hem zevkli bir adamsın.

Kale kapısı gibi çevrim çevrim kilitlenmiş kapıyı böyle kolay açtığına göre,

koca ofiste antika halı ile eski heybeyi yürüttüğüne göre.

Bir de hukuk programlarının Cd’lerini almışsın ya ne güldüm ne güldüm…

Kazara yakalanırsam Yargıtay kararı bakınırım diye düşünmüş olmalısın.

Ecel yakalasın seni,

dert devirsin,

hapislerde tutamazlarsa seni bitkisel hayatta tutsunlar.

Can veremeyesin…

. . .

Sen o halıyı nasıl satacaksın…

Kapalıçarşıya götürsen yüz lira verip alırlar elinden.

Çukurcuma’ya götürsen halının sahibini bilirler…  

Sakın internetten mezada çıkarma, halının bende mikrofilmi var.

O sitelerin de müdavimiyim.

Vallahi enselerim…

. . .

Bunca yıllık hukuk adamıyım, hırsızlığın envai çeşidini gördüm,

birkaç kez ben de hırsızlandım ama hiç biri bu kadar canımı acıtmamıştı.

Canın acısın be hırsız.

Götürdüğün halı ile ne çok hatırayı suya verdin, ne çok geçmiş güzelliğin şahidini öldürdün bilsen.

Alan kişi bilir mi o öyküleri…

Bana sorsan hanemin en kıymetlisi idi.

Maddi değeri zerre miskal gözümde değil.

Ben ona dokununca kimlerin yüzünü gülümserken görürdüm, onun üzerine kimler basıp yürüdü bilsen.

Büyükada’da bir Rum evini süsledi yıllarca.

Şimdilerde yaşını başını almış adamlar ilk adımını attı onun üstünde.

Osmanlı’yı gördü, mübadeleyi gördü, cumhuriyeti gördü.

Sonra seni gördü…

senin cüzam olası yüzünü…

Koltuğunun altına alıp sardın sarmaladın… Sargılara sarılasın.

bir dokuma heybe, bir antika halı, bir de bilgisayarımı alıp götürdün. Seni de götüreler.   

Başka neler götürdün henüz fark edemedik ama ciğerimi alıp götürdün be hırsız…

hiçbir şey demem sen de benim gibi hırsızlanasın…

. . .

Cesaretini takdir etmedim değil.

Yan taraf adliye, arka taraf jandarma, ön taraf belediye…

hiçbir yer bu kadar korunaklı, bu kadar güvenlikli değil iken sen yağan karı fırsat bil, arabayı daya, gel benim ofisimi boşalt.

Polisin, asayişin, adliyenin gücü yetmez belki sana. Ama Allah’ından bul hırsız.

. . .

Hasılı…

Kar topu oynatmadın bize bu sabah…

oğulcuğum pencereden izlemekle kaldı kar yağışını.

Annesi bütün gün karakolda adliyede şikayet için koşturdu.

Ne onun adetidir gidene üzülmek, ne de benim.

Görüp görebileceğin en tok gözlü insanlarız ben ve eşim.

Ama halı ile birlikte elinin izi üzerimizden çekilen Süleyman Amca’ma üzüldüm.

Tansiyon o biçim,

Cigara üstüne cigara…

Ne diyeyim, sen de üzülesin be hırsız…

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir