Hoş Geldin Oğlum

null
Turna Fırtınası
Hulusi Üstün'ün yeni romanı
Hemen Alın

Gündüz hava Arasat sıcağıydı, esmer bir durgunluk çöküyordu şehrin üzerine. Dal yaprak kımıldamıyordu. Akşam olunca çıkıp dolaşıyorduk kıyıda. Gökyüzünde yarımay vardı. Hani vaktini beklesek, üç beş gün daha sabredecek halimiz kalsa, doktor “Bekleyin sorun olmaz dese,” bir dolunay vakti olup bitecekti her şey.

Aylardır bu oluşa hazırlanıyorduk evcek. Kalabalığın içindeki yalnızlığımızın tek tesellisiydi seni beklemek. Her akşam senden bahsediyorduk. “Acaba ne zaman, ne şekilde gelecek. Elleri, gözleri, burnu kime benzeyecek…”

Bir mabede çekilmiş münzevi gibiydi annen. Öylesine sakin, öylesine dingin, öylesine teslim… O kabına sığmayan kız durup bekliyordu seni. Her lokması, her yudumu senin içindi. Her duası, her şarkısı senin için. Benim kadar bile endişeli değildi. O, her endişenin gerçekte bir şemsiye olduğunu benden önce bellemişti.

Yan yana oturup susuzluktan boynunu bükmüş çiçekleri seyrediyorduk, ayaklarımızın altından kedi yavruları geçiyordu. Çay kokusu sarıyordu bahçeyi ve ön kapının açıldığını duyuyorduk. Ardından tanıdık ayak sesleri. Bir dost çıkıp geliyordu ille.

Ayak seslerine aşina olacaktık senin de. “heyecanla titreyecekti kalbimiz. Yağmur gibi yağacaktın evimize, bizimle şarkı söyleyecektin. Acemi yaşayışını imrenerek izleyecektik. Sen geldiğinde yağmur yağacaktı, kediler büyüyecekti, yanıbaşımızdaki inşaat bitecek, serinlik çökecekti dünyamızın üstüne. Kanının hükmünü icra edecektin sen de. Bir ana babadan tevarüs edilebilecek en deli kanı devrettik sana. Kuşaklar boyu terlemeyen aristokratların kanı var sende, itaatkar kölelerin kanı var, mütevekkil dervişlerin ve sürgünün son abreğinin kanı var. Sen de senden önce bu kanı taşıyan herkes gibi uçlarda olmayı seveceksin. Onurun olmadığı yerden çekip gideceksin bu yüzden.

23 Ağustos Perşembe sabahı seni karşılamak üzere hazırlandık hepimiz. Annen sana güzel görünmek için hafif bir makyaj yaptı yüzüne. O günden sonra artık giymeyeceği geniş elbisesini giydi yine. Ablanı senin de tanımanı dilediğim tatlı Hikmet Dedesiyle Zilhicce Teyzesine bıraktık. Sonra yola çıktık birlikte. Yanımızda Şerif Amcan vardı. Babanın makul yanı, durgun yanı, sabırlı yanı…

Annen saat 14’te mutfağa girer gibi gülümseyerek ameliyat odasına geçti ve biz kendimizi bir bardak çayın sıcaklığına bırakıp beklemeye koyulduk. Geldin… soğuk yüzlü hemşirelerin, hissiz doktorların elinde girdin odaya. İki kilo sekiz yüz gramlık bir candın işte. Küçük yüzün, lacivert gözlerin ve minicik ellerin vardı. Hoş geldin dedi annen. Senin için ilk iki damla gözyaşı süzüldü gözlerinden. Kıyamadı öpmeye. Küçük parmaklarının ucuna dudaklarını değdirdi. Eli öpülecek bir insan olman için dua etti sonra.

Bir buket çiçekle karşıladı seni Şerif Amcan. “İnsanların hayırlısı olsun” temennisi vardı buketin üzerinde. Seni kucağına alıp gözlerinin ışıltısını döktü pespembe yüzüne. Bir kucak telaş, bir kucak heyecan ve bir kucak çiçekle birlikte Nuray Yengen girdi içeri.  Saat altı gibi anneannen ve ablan geldi… Elif merakla baktı sepetinin içine. “İşte” dedik, “İşte senin kardeşin”. Güllerden güzel yüzüne ilk olgun ifadesini takıştırıp “Hoş geldin kardeşim”, dedi. “Hoş geldin kıyamam, kıyamam…”

Sen ve o, bir ağacın iki dalı olacaksınız bundan sonra. Birbirinin sırdaşı, hemderdi, hemhali olacaksınız. Uykusuz gecelerde anneniz eriyecek ve size can verecek. Siz uyurken biz kendimizi ulu ağaçlar gibi hissedeceğiz. Parmak uçlarınızdan öpeceğiz en çok, parmak uçlarınızı her öpüşümüzde övgüler göndereceğiz adı görklü ulu tanrıya.

Övgüler olsun sana ulu Tanrım. Bizi mutlu uyuttuğun gece için övgüler, dostları gördüğümüz gündüz için övgüler, küçük oğul için övgüler, üç buçuk yaşındaki kız için övgüler… Dünyanın en güzel yüreğine sahip eş için, çardağı yıkık bahçe için, tamiratını bitiremediğimiz ev için, başımızı koyduğumuz yastık için, örtündüğümüz yorgan için, yığın yığın kitaplarımız ve her gün kendimizi sağlıklı gördüğümüz eski aynalarımız için övgüler… Gözü kör olmayası dostlar için, şakağı kırlaşmış yaran için, her konuğa açık kapı için, kocamış kedimiz ve yeni yürüyen yavrular için övgüler…dünyaya yeni gözünü açan yavrumuzu karşılayan yağmur için övgüler…  saymaktan aciz kaldığımız lütufların için övgüler olsun.

Bundan sonra bana düşen bu iki tomurcuğu güle dönüştürmek için uğraşıvermek… Rabbim, rabbim… sana da düşen benden esirgemediğin lütfunu onlara da ihsan etmen. Bir de ne olur, ne olur benim düştüğüm hatalardan onları muhafaza etmen…

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir