Meral Okay’a

Çekik gözlü, güzler yüzlü, şişman bir kadın öldü birkaç gün önce. Uzun sayılmayacak bir ömür sürdü, hepimizin diline düşmüş güzel şarkıların sözlerini yazdı, bu devirde eşine aşık bir kadın olarak yaşadı, birkaç filmde rol aldı, dizi senaryoları kaleme aldı.

Bir kadın için ne çok dost, ne çok düşman edinmiş yaşarken. Öldü ve döküldü her şey. Utanmasa ölüsüne terlik atacaktı kimileri, kimileri onu yakıp suya katacaktı…

. . .

İnananı inancıyla, inanmayanı imansızlığıyla baş başa bırakmayı öğrenemedi insanlık. Hani ne demişti Tanrı kutsal kitabında ‘ Sen hidayet verici değilsin!’

. . .

Adam gibi yaşadı bu çekik gözlü, güler yüzlü, şişman kadın. Yaşayınca onun gibi yaşayacaksın. Bildiğince duracaksın kalabalıkların karşısında. Öyle bir ad bırakacaksın ki geriye, senin varlığın yüzünden dünya bir daha eskisi gibi olmayacak.

. . .

Onu geniş kitlelere tanıtan son dizisi ‘Muhteşem Yüzyıl’ı izlemedim. Hiçbir şekilde televizyon izlememeye çalışan bir adamım ben. Başkalarını izlemek düşük bir şey gibi geliyor. Evreni izlemek varken… başkaları tarafından izlenmek var iken.

. . .

Bununla birlikte bulunduğum birkaç yerde bölük pörçük de olsa bu diziye maruz kalanlardanım. Bir ara senaristi ile görüşüp ona düşündüklerimi söylemek istiyordum. ‘Kanuni’yi değil de bir çeribaşının ailesini anlatıyor bu dizi sanki. Sarayın böylesi pespaye ilişkilerle dolu olması, saraylıların bunca bayağı kişilikler sergilemesi mümkün değil. Saray bunca adi olsaydı sarayı taklit eden İstanbulluların bunca görkemli bir adab-ı muaşeret geliştirmesi düşünülemezdi. Senin birbirine söven, birbirine vuran, birbirine hürmet etmeyen muhteşem yüzyıl kahramanların gerçekten o kadar uzak ki sırf bir Çerkes kızı olman dolayısıyla görmeliydin ki babayurdun olan Uzunyayla’daki en düşük Çerkes köylüsünün evi bile dizideki kahramanlardan daha asil hareketler sergiler. Aristokratı kalmamış, televizyonlardan gördüğüne göre yaşayan Türk halkına en azından asaletin ne olduğunu göstermen daha doğru olmaz mı? Diyecektim.

. . .

Fakat bu eleştirinin dışında kırıklığım vardı ona karşı. Halkının hiçbir değerini işlemeyen, hatta üstünü örten bir sanatçıydı Meral Okay. Hürrem’e Rusça ninni söyleten senarist Osmanlı tarihinin en onurlu kadınlardan biri olan Mahidevran’a Çerkesçe bir ağıt söylemeyi çok görmüştü. O Mahidevran ki Kafkasya’nın en parlak yıldızı olduğu için sunulmuştu şehzadeye. Etnik kimliği konusunda tarihçilerin büyük ölçüde ittifak ettikleri bu tarihi kişiliği bu yönüyle işlememenin gerekçesi ne olabilirdi? Eğer etnik kimliği hakkında bir şüphe olduğu düşünülüyorsa o şüphe Kanuni’nin annesi ve Hürrem için de geçerliydi.

. . .

Hürrem’in Rusluğunu, lalaların Araplığını, valide sultanın Kırımlılığını işleyen senarist Osmanlı sarayının Çerkeslerini nazarlardan neden gizlemiştir? Dizi için seçilirken bir Çerkes tipi taşıdığı için tercih edildiği belli olan oyuncunun Çerkesliği neden dile getirilmemiştir?

. . .

Okay’ın evrensel bir sanat anlayışı olduğunu düşünmüyorum. O popülizmi nasıl yönlendireceğini bilen, popülist değerler üreten bir senaristti. Kaleminin halkını ihya edebileceğinin farkındaydı ama anlaşılmaz bir tutumla bunu esirgedi.

. . .

Yazdığı dizi ile tarihi tahrif ettiği iddiasına gelince… tarih Meral Okay doğmadan çok önce tahrif edilmişti. Evlat katlinin devlet-i ebed müddet için gerçekleştirildiğine inanıyordu insanlar. Hazreti Peygamberin mısır seferine çıkması için Yavuz’a rüyada talimat verdiği kerli ferli tarihçiler tarafından anlatılıyordu. Çanakkale Savaşı da sebepsiz yere bize saldıran yedi düvele karşı verilmişti. Plevne anlı şanlı bir zaferdi.

. . .

Evet… Bundan elli yıl sonra Kanuni dönemini araştırmaya kalkanlar için kaynaklık teşkil edecek bir çok kitap ortaya çıktı son birkaç ay içinde. Her biri birkaç haftada yazılmış, hiçbir tarihi kaynağa dayanmayan hayal mahsulü eserler. Öyle ki artık Mahidevran’ın Arnavut olduğunu uyduran kimliği nickten ibaret sanal yazarlar Aşıkpaşazade’den daha itibarlı. Fakat erbabı için belgeler duruyor yerli yerinde.

. . .

Beş asırdır dokunulmayana dokunan, beş asırdır kutsananı gerçekte olduğu yere, tüm muktedirlerin durduğu zaaf çizgisine çeken bu kadın belki de yaşarken yaptığı en iyi şeyi yapmıştır. Türk tarihi sorgulamayan, nedensellik bağı kuramayan, sürekli kutsayan, yenilgilerini bile şanlı olarak sunan bir tarihti. Onun en büyük hizmeti Türk tarih anlayışının putuna vurduğu darbedir. Artık Türk tarihinin kutsalları tartışılacaktır. Yavuz da tartışılmalıdır, bu görkemli imparatorluğu 1. Dünya Savaşına sokan soytarılar da. Tarihçiler bu sorgulamayı insaflı bir şekilde yapmadığı sürece tarih bizim için efsaneden ibaret kalacaktır, senaristler de o efsaneyi bildikleri şekilde aktaracaktır sahneye.

Muhafazakarlar Meral Okay’ın eserlerini eleştirirken kendi sanat anlayışlarını gözden geçirmeli. İşte muhafazakarlığın en muktedir olduğu çağda ortaya çıkmış bir tek senarist, bir tek film yapımcısı, bir tek sanatçı gösterilebiliyor mu Meral Okay çapında?  Çekinceler arttıkça kolu kanadı kırılır sanatın. Ortaya muhafazakar kanallarda çevrilip çevrilip gösterilen piyeslerden daha iyisi çıkartılamaz. Dolayısıyla sağın sanat algısı hala köylü ufkundan ibaret.

. . .

Çekik gözlü, güler yüzlü, şişman kadın… keşke bir başka zamanda doğsaydın… başka doğrular anlatılsaydı sana… başka hassasiyetlerin de olsaydı. Keşke süluk nedir, fena nedir, feraset nedir, basiret nedir, keşif nedir anlatsalardı sana. kimbilir neler çıkardı senin kaleminden.

. . .

Bildiğince yaşayan bu kadına sülalemin ona benzeyen çekik gözlü, güler yüzlü şişman kadınları hürmetine benden de bir ‘va esefa !’

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir