Nartların Sesi

Her şeyin kötüye gittiği doğru değil aslında. Önüne engel koymadığınız vakit su akıp yatağını buluyor.

Bundan yirmi yıl önce hayal edemeyeceğimiz gelişmeler yaşanıyor. Şarkılar daha özgürce, daha yüksek sesle söyleniyor. Daha az gergin bir ortamda karşıt fikirler birbirini dinliyor, daha fazla insan sorunların konuşarak ve birbirimizi dinleyerek çözüleceğine inanıyor. Bu aşamaya devrimsiz, yıkımsız bir şekilde ulaşmış olmak memnuniyet verici.

Bundan sonraki gelişmelerin de bu toprakların geleneksel sağduyusu ile gerçekleşeceğine ümidim tamdır.

Kim ne derse desin bu Ülke en çok birbiriyle kaynaşıp bütünleşmiş renklerden oluşan bir ebru teknesine benziyor. Bu ebru teknesinde yan yana duran renkler başka bir coğrafyada bu kadar harelenip göz alamaz. Bu renklerin hiç biri diğerinden ayrılamaz, bu renklerden hiç birinin diğerleri ile tezat oluşturduğu kabul edilemez.

İşte bu uyumlu birlikteliğin adı Türkiye.

. . .

Bundan yirmi – otuz yıl önce Çerkesçe parçalardan oluşan bir konser dinlemek hayal bile edilemezdi. Bu kültürün müziği ancak düğün cemiyetlerinde icra edilir, geleneksel enstrümanları çalabilen birkaç yaşlı kadının hafızasında kalmış parçalar adeta huşu ile dinlenirdi. Bir de Çarşamba akşamları Sovyetler Birliğinden yayın yapan yarım saatlik bir radyo programı vardı. Çok seyrek aralıklarla Türkiye’ye gelen Kafkasyalı dans ekipleri ne büyük heyecanla seyredilirdi, tarif edilemez.

14 Şubat’ta Çınar kolejinde “Nartların Sesi” adlı grubun verdiği konseri dinlerken o günden bu güne kat ettiğimiz mesafeyi fark etmemek mümkün değildi.

Nartların Sesi, birkaç Çerkes gencinin Çerkes müziğini yaşatmak ve tanıtmak için kurduğu bir müzik grubu. Ramazan Sarı, Kerem Zengin, Şahin Arıkan, Hüsamettin Kuzucu, Funda Ceylan, Nil Akçil, Bengi Malatyalıoğlu, Serdar Kaya, Utku Barış Andaç, İsmail Kaya, Mecit Büyüközden, Hilal ve Canbolat Öztürk’ten oluşan grup Çerkes halkının efsanevi ataları olan Nart halkının sesi olmak üzere 2008 yılında yola çıkmış ve zaman içinde gelişerek farklı enstrüman ve sesleri bünyesine katmış. 

14 Şubat’ta Çınar Kolejinde Nartların Sesi’nin konseri olduğunu duyunca grubun solisti Koçase Şahin Arıkan’ı aradım. Her ne kadar o akşam için yapılmış bir başka programım olsa da iptal etmek için yeterli bir mazeretti bu. Çoluk çocuk toparlanıp yola çıktık. Çerkeslerin başlamakta ve bitirmekte acele etmediğini bildiğimiz için biraz gecikmeli olarak girdik salona. Biz ulaştığımızda Şahin “Nalmes dans ediyor” adlı şarkıyı söylüyordu.

“Dighari kofe, mazari kofe, Nalmesir Kofe vey !”

. . .

“Nartların Sesi” bizi iki saat boyunca Kafkasya’da, Anadolu bozkırında, Ürdün’ün çöllerinde oradan oraya savurdu durdu. Kah Kafkasya’da attan düşen sevgilisine ağlayan delikanlı ile birlikte ağladık, kah Uzunyaylalı Jansuret’in sevdasına yandık. Sürgünde yurdundan edilenlerle birlikte yollara düştük, sonra yurt güzellemelerine ses verdik, iş şarkıları söyledik. Belki dinleyiciler arasında şarkıların sözlerini anlamayanlar vardı ama herkes müziğin evrensel dili ile sevdayı, hasreti, sürgünü yaşadı.

. . .

İncil’de bir benzetme vardır hani. Bir avuç buğdayın yeryüzüne savruluşu anlatılır. Kimi taşa, kimi çöle, kimi suya düşüp ziyan olur. Kimi verimli topraklarda yeniden can bulur. Konseri dinlerken bu benzetme geldi aklıma. Yüz elli yıl önce yaşanılan korkunç sürgünde Çerkesler çöllere, dağlara, denizler ötesine dağıldılar. Yurdundan, akrabalarından kopmuş, evinin izini kaybetmiş zavallı göçmenlerin kemikleri adını bilmedikleri diyarlarda toprağa karıştı. İncil’de anlatılan kıssada olduğu gibi gittiği yerde kök salıp yeniden hayat bulan bir avuç insanın torunları bir buçuk asır sonra dedelerinin şarkıları ile yurdunu anıyor. Bu ne derece heyecan verici bir durum…

Bununla birlikte Çerkes Kültürü sürgünün üzerinden geçen yüz kırk altı yıl içerisinde son derece aşındı. Kayda geçilmeden unutulan şarkıların, şiirlerin, masalların, atasözlerinin, hatıraların, kelimelerin, manilerin, tekerlemelerin sayısı hesaba gelmez. Günümüzde bu kültürün şarkılarına ses verebilen sanatçı sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek ölçüde az. Kuşha Doğan, Gülcan Altan, Şıj Rahşan, Ştım Münteha, Havva Karadaş ve Koçase Şahin bu sebeple yeri doldurulamayacak kıymette sanatçılar.

Onlardan birisi dostumdur benim.   

Yaptığı her işi yakıştırtan birkaç kişi tanıdım, onlardan biridir Koçase Şahin. İş adamıdır her şeyden önce. Ticareti işin kuralına göre icra eder. Öte yandan bir İsviçre çakısı kadar beceriklidir. İnşaattan, tamirattan, kasaplıktan, tarımdan, makineden, iktisattan, ilahiyattan anlar. Yaptığı işin ustası olur. Tamirat yaparken tamirci, yemek yaparken aşçı, araba kullanırken şoför sanırsınız. Hem saygın bir cemiyet adamıdır. Sözü sohbeti dinlenir, fikirlerinden istifade edilir. Onun dostu olan bir başka dosta ihtiyaç duymaz. Kimseleri ihmal etmez çünkü, iyi günde, kötü günde o kocaman gövdesiyle dağ gibi durur yanıbaşınızda. Yemek yerken tok adamı imrendirir, dans ederken ölüyü ayağa kaldırır, kahkahasını duyan kuşlar bile dönüp bakar ona.

Ve şarkı söyler Şahin… Saatlerce susmadan, sesini eksiltmeden… 14 Şubat programında da fevkalade bir performansla, mükemmel bir Çerkesçe ile iki saat boyunca susmadan, ara vermeden şarkı söyledi, değme konservatuar mezunlarına taş çıkaracak ölçüde olgun bir müzisyen tarzı ve tavrı ile, o benzersiz Çerkes terbiyesi ile şarkılarını icra ederken müzik konusundaki kabiliyeti karşısında dinleyicileri hayran bıraktı.

Bu seslere kulak vermeli insanlık. Çünkü dünyanın Çerkeslerden öğreneceği çok şey var. Birlikte yaşamanın güzelliğini fark etmek, savaşın acılarını, sevdanın ıstırabını öğrenmek için onlara kulak vermeli.

Binlerce yıl önce üç ayaklı sofralarının başında toplanıp sohbet etmeden önce “Şarkılarımızı susturma Tanrım !” diyen Nart ulularının duası kabul olunmuş belli ki. Nartların Sesini o günlerden bugüne ulaştıran gruba ve onların değerli solisti Şahin’e sonsuz teşekkürler.

 

 

Hulusi ÜSTÜN

hulusiustun@yahoo.com

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir