Piyer Loti Aziyade Hulusi Üstün

Piyer Loti, İstanbul ve Aziyade

İstanbul, hakkında nice güzellemeler yazılmış şehir… Seyyahların meftun, şairlerin tutkun olduğu diyar. Şimdilerde modern çağın elinde hırpalanan bu şehrin görkemi farklı açılardan gözlemlenip kesintisiz bir şekilde edebiyata, sanata konu edilirken bir daha durup geçmişi irdelemeli. Çünkü burada başlayan her masal geçmişte söylenmiş, tekrarından bıkılmayan masalların devamı niteliğinde biraz.

Türk edebiyatında olduğu gibi batı ve doğu edebiyatı da bu büyülü şehirden ilhamla yazılmış eserlerle doludur ama bunların çok azı Piyer Loti’nin “ Aziyade ”si kadar İstanbul kokar, okuyana İstanbul’u yaşatır. Bu romanda bir batılı yazarın İstanbul’a ve oradaki bir Çerkes kızına duyduğu aşk, İstanbul zarafetiyle dile getirilir. Bir Türk’ün kaleminden çıkmış kadar tanıdık, bir Lale devri şairinin gönlünden kopmuş gibi esriktir Aziyade.

Peki kimdi bir Fransız genci bunca şiirsel bir sevda ile hem kendisine, hem Türkiye’ye, hem İstanbul’a bunca bağlayan Aziyade… Adı bile anlaşılmamış, geçmişinden kopuk, nereden geldiğini kendisi bile tam olarak bilmeyen bir köle’dir o. Aradan geçen yüz yıla rağmen Türk Edebiyatı eleştirmenleri onun adını telaffuz edememiş, Fransız yazınındaki adıyla tanımlamıştır onu.

Oysa Türkçe’de Asiye şeklinde telaffuz edilen ismin Çerkes dillerinde Asiyat’a dönüştüğünü söylemeli idi birileri. Çerkesler’in Ruslara karşı verdiği özgürlük savaşının 1864 yılında korkunç bir yenilgi ve trajik bir sürgün ile sonuçlanması üzerine yurdundan edilmiş, ailesinden kopartılmış, tıpkı Sami Paşazade Sezai’nin Dilber’i, Namık Kemal’in Dilaşub’u gibi İstanbul denilen bu masal şehrinde sergüzeşte konu olmuş bir Çerkes kızıdır o. Kafkasya’da hangi bölgedendi, hangi Çerkes halkına mensuptu? Bunlar bizim asla cevaplayamayacağımız konular olmakla birlikte Loti’nin tarif ettiği beyaz tenli, yosun rengi gözleri olan bu kızın Şapsıgh, Ubıkh, Natukhaç gibi kıyılı Çerkes haklarından olması kuvvetle muhtemeldir.

Yıllar boyu batı için doğunun tarifi oldu Aziyade. Duygudan, içtenlikten ibaret, saf, sadık, cahil ve esrarlı. Yıllar boyu doğulu kadın Aziyade ile tanımını buldu. Bu yüzden hiçbir zaman doğuyu olduğu gibi görme cesaretini gösterememiş olan batılı oryantalistlerin nazarında şarkın mahremiyetine, şarkın efsunlu güzelliğine en çok yakınlaşan Piyer Loti’ydi. Ondan sonra gelecek olan hiçbir batılı İstanbul’u bu kadar hissedemedi, bu kadar İstanbul’un malı olamadı.

Aziyade, doğu ve batının bir sürü farklılığa rağmen birbirine duyduğu çekimser sevdanın somutlaşmış ifadesiydi. Loti bu eseriyle tıpkı Peru’yu Avrupa’ya kabul ettiren El İnca Garcilaso de la Vega gibi doğuya adeta oraya ait nazarlarla bakmış ve onu ezeli düşmanı batıya sevdirmeye çalışmıştır. Bu çabanın sonuçsuz kaldığını söylemek mümkün değil. Batı uzun yıllar Piyer Loti’nin açtığı pencereden seyretti doğuyu. Onun değerlendirmeleri birçok yazar tarafından dikkate alındı. Ama ondan sonra bu penceren Loti kadar insani bakan bir başkası çıkmadı.

Asıl adı Julien Viaud olan Piyer Loti, bir deniz subayı olarak Gladyatör gemisinden o zamanlar Osmanlı’nın Avrupa topraklarındaki en önemli şehri olan Selanik limanına indiğinde yirmi dokuz yaşındaydı. Dünyanın dört bir köşesini görmüş olan bu melankolik denizciye İstanbul’u yurt tutturan ve sevdiren sebep Selanik’te karşılaştığı Asiyat adlı Çerkes kızıdır. Onun peşinden İstanbul’a gelen, Eyüp sırtlarında bugün hala bir şark kahvesi olarak işletilen eve yerleşen, Türkçe’yi ve Türk örfünü benimseyip tıpkı bir İstanbullu gibi yaşayan Loti, yazdığı günlüğünde hem Asiyat’a duyduğu sevdayı, hem İstanbul’un o yıllarını, hem de o dönemde yaşanılan siyasi çalkantıları dile getirmiştir. Asiyat’ın sevdası bu Avrupalı romantik yazara yaşama doğulu gözle bakma yeteneğini kazandırdığı gibi onu eskimeyecek evrensel bir yazar haline de getirmiştir.

İstanbul’da ulu çınar altlarına kurulu iskemlelere sırt verip nargile içen, beline sırmalı tarablus kuşağı sarıp taş döşeli dar yollarda dolaşan, güvercin kanatlarının yüzleri okşadığı camii avlularında serinleyen, İstanbul ağzıyla Türkçe konuşan, Türkçe şarkı söyleyen Loti’nin sevdalısı Asiyat, Cihangir semtinde oturan Abidin Efendi adlı bir İstanbullunun kölesidir. Yurdundan ayrılmış, yoksunluğun en acınası şekli olan kölelikten ötürü hiçbir şeye sahip olamamış bir kızcağızın ruh haliyle karşısına çıkan bu ecnebiye ölümüne bir sevdayla bağlanmıştır Asiyat. Onun delice sadakatinin sebebini köle oluşuna bağlamak yanlış olmaz. Bu yönüyle de roman kahramanı tam anlamıyla bir şark kadını modeli değildir aslında. Piyer Loti’ye duyduğu sevdanın bedeli olarak kaybedebileceği hiçbir şeyi olmadığının bilincindedir.

Aziyade, bir aşk romanı olarak ele alınmakla birlikte eserin asıl önemi, yazıldığı dönemin İstanbul’u ve bu dönemde imparatorluğun içinde bulunduğu siyasi durum hakkında önemli yorum ve gözlemler içermesinden kaynaklanmaktadır. Loti romanı kaleme aldığında henüz otuz yaşındadır ama şaşırtıcı bir bilgi birikimine ve gözlem yeteneğine sahiptir. Dostu Plumkett’e yazdığı bir mektupta meşrutiyetin ilanını şu şekilde anlatıyor.
“Bu zavallı ülke meşrutiyet ilan ediyor. Bu gidiş nereyedir? Hangi yüzyılda dünyaya geldiğimizi size sorarım. Meşrutiyeti ilan eden bir padişah… bu bana anlatılan her şeyi anlamsızlaştırıyor.

Halk Eyüp’te bu meseleden ötürü üzüntü içinde. İyi Müslümanların hepsi Allah’ın kendilerini unuttuğunu ve padişahın aklını oynattığını ileri sürüyorlar. Ciddi düşünceleri ve siyaseti alay konusu olarak kabul eden ben, özel durumumdan dolayı bu yeni yönetim şeklinin Türkiye’ye çok şey kaybettireceğini düşünüyor ve kendilerine söylüyorum.
Türkiye parlamento idaresiyle batacaktır, bunda kimsenin şüphesi olmasın.”
. . .
Yazık ki Piyer Loti’nin bu tahlili üzerinde konuşulmamıştır. Batıya ait doğruları evrensel genel geçer doğrular olarak kabul eden doğu, gün geçtikçe kendisinden uzaklaşmış, gelecek kurgularını yabancı doğruları temel alarak gerçekleştirmeye çalışmıştır. Yazık ki meşrutiyetin ilan edildiği gün Eyüp Camii avlusunda konuşulanlarla bugün doğu entelektüellerinin konuştuğu konular hala aynı.

Aziyade’nin salt alıp hayranlıkla okunulacak bir eser olmadığı, üzerinde konuşmak, tartışmak gerektiği gerçeği göz ardı edilmiştir. Oysa edebi eserlerin tarihi belge değeri de vardır ve batı romancılığı, öykücülüğü biraz da bu yönüyle önemlidir. Türk edebiyatında Ahmet Hamdi’nin Huzur’u çapında medeniyet tahlili yapan bir eserin bulunmaması da bir eksikliktir.

Oysa Türk yazınında Piyer Loti’nin özel yaşamı, onun kişisel yapısı, cinsel fantazileri daha ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve üzerinde daha fazla konuşulmuş konulardır. Aslında Loti kendi ruh yapısını Aziyade adlı romanında açıkça ortaya koymaktadır. Yine aynı eserde İngiltere’deki dostu W Brown için yazdığı mektup bu noktada gayet açık ifşaatlar içermektedir.

“Tanrı yoktur, ahlak yoktur. İnanılması ve hürmet edilmesi için bize öğretilen değerlerden hiç biri yoktur. Sonu korkunç bir ölüme giden hayat vardır ki bundan mümkün olan en büyük zevki istemek hakkımızdır. Size kalbimi açıklayacak ve bütün sırlarımı anlatacağım. Çeşitli ahlak kurallarına ve bütün sosyal ahlak yasalarına rağmen her istediğini yapmak benim ahlak kuralımdır. Hiç kimseye ve hiçbir şeye inanmış değilim. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi sevemem. Benim ne imanım, ne de ümidim vardır.”

Bu açıklamadan sonra Loti’yi bizim değer yargılarımızla yargılamak boş bir uğraş olacaktır. Loti, yaşadığı hiçbir gerçeği gölgelemek ihtiyacı duymamıştır. Çünkü onun farklı ahlaki kıstasları vardır. Bu noktada Loti Türk edebiyatı tarafından o kadar eksik anlaşılmıştır ki kimi yazarlar onun Aziyade adlı sevgilisinin gerçekte bir erkek olduğunu iddia edebilmişlerdir. Bu bakış açısının yanlışlığı ortadadır.

Dünyanın dört bir tarafını gezmiş, çok genç yaşlarda Okyanus adalarını, Hind’i, Çin’i görmüş olan Loti aynı zamanda bir Çerkesya aşığıdır. Bu sevdanın ardında bütün ruhuyla bağlı olduğu Asiyat’ı olmalı. Sevdiği kadının yurduna karşı bir ilgidir belki bu. Kitabında bu ilgiyi şu şekilde dile getirir.

“Sevdiğim ve görmek istediğim bir memleket var… Karanlık dağları ve büyük ormanlarıyla Çerkezistan… Bu memleketin bende Aziyade’den gelen bir çekiciliği var. Aziyade kanını ve hayatını oradan almış.

Hayvan derilerine bürünmüş yarı vahşi Çerkes atlılarının geçişini gördüğüm zaman damarlarındaki kan sevgilimin kanından olduğu için bilmediğim bir şey beni bu yabancılara doğru çekmektedir.

Kendisi, kenarında doğmuş olduğunu zannettiği bir büyük göl, ormanlar içerisinde kurulu adı unutulmuş bir köy ve dağlıların diğer çocuklarıyla beraber açık havada oynadığı bir plaj hatırlamaktadır.

Bir zaman gelecek ki bütün bu aşk rüyasından hiçbir şey kalmayacak. Bir zaman gelecek ki ikimiz de derin bir gecede kaybolacağız. Varlığımızdan hiçbir iz kalmayacak. Her şey… taşların üzerine kazılı isimlerimize kadar her şey silinecek.

Çerkezistan kızları dağlarından alınıp İstanbul haremlerine gelmeye devam edecek. Müezzinin hüzünlü okuyuşu kış sabahlarının sessizliği içinde daima çınlayacaktır. Ancak bizi bu çınlayış uyandırmayacaktır.”
. . .
Yazarın öngördüğü üzere Loti ve Asiyat’ın varlığı o derin gecenin içinde kayboldu. Onları tanıyan ve aşklarına şahitlik eden hiç kimse yok artık. Fakat onların şiirsel sevdaları taşlara yazılı isimlerden daha derin bir şekilde yer etti dünya edebiyatına. Geriye Loti’nin eserleri ve onun hakkında yazılıp çizilenler kaldı.

Loti’nin eserlerinde okuyucunun önüne akıl mantık süzgecinden geçmiş genel geçer doğrular konmaz, okuyucu kendi hayal dünyasıyla başbaşa bırakılır. Loti, diyalog aktarımlarından ziyade gözlem ve betimleme ağırlıklı yazılarıyla, bilinen görülen şeyleri bile farklı çağrışımlarla yansıtır. Onun yetmiş üç yıllık ömrüne sığdırdığı kırk cilt eser dünya edebiyatının o döneme ait önemli başyapıtları arasındadır. Ama Aziyade bunların arasında bir İstanbul güzellemesi olarak ayrı değer taşımaktadır. Bu eserin değerinden olsa gerek İstanbul’un en seçkin köşelerinden birine, Asiyat ve Loti’nin sevdasına mekanlık eden tepeye Loti’nin adı verilmiş ve bu insaflı yazar tıpkı Fatih gibi, Sultanahmet gibi, Cağaloğlu gibi İstanbullu olmak şerefine erişmiştir.

Yorum Ekleyin

“Piyer Loti, İstanbul ve Aziyade” hakkında 1 yorum

  1. Asiade roman kahramanının adı Kurban Said ‘in Haliç’ten Gelen Kız romanının kahramanı Asiade ‘yi hatırlatıyor. Kurban Said mahlasını kullanan ve. Ali ile Nino’nun yazarı da olan Esad Bey, kanımca Pierre Loti ‘den esinlenmiş olmalıdır.
    Makaleniz için teşekkür ederiz. Bilgilendim.
    Dr. S.Tulu

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir