Şahip’in Yeri

Dün gece Şahip’in Çay Bahçesi’nde Hilmi Hoca ile Kadir Baran’ı yad ettik. Adeta dünyaya gözünü bu bahçede açmış, bu bahçede genç olmuş, bu bahçede kocamış dostlar uğradı masamıza, çay içtik, serinledik, eş dost ile selamlaşıp sabahladık…

Ben gençliğimi bu bahçede, çiçek tarhlarının arasında bıraktım sanki. Masamdaki arkadaşlarımla, karşı masadaki dostlarla, çaycıyla, garsonla birlikte sırım gibi delikanlılığımızı göbekli, gözlüklü bir adama tahvil etik. Bu kasabanın kıyısından dünyaya baktığımız dar bir pencere oldu Şahip’in çay bahçesi. Küçücük ama çiçekli, çay kokulu, zar şakırtılı, dost yüzlü bir pencere…

Şahip ağabey, bu bahçeyi işletmeden önce adı Silivri Spor ile birlikte anılan, Gelevrili bir Tatardır. Tatar olduğundan kendisinin de haberi yoktur aslında. Geniş yüzü, çekik gözleri, çıkık elmacık kemikleri, kısa boyu, sırım gibi vücudu soyunun Kırım’dan geldiğinin delilidir. Dedeleri Dobruca tarafındandır. Selami Başkan zamanında yapılan sahil düzenlemesinde buralar kendisine işletilmek üzere verilmiş, o günden beri hem onun evi, hem bizim evimiz olmuştur bu bahçe.

Trakyalının aksanı Şuayip adını becerip söyleyemediğinden Şahip ya da Şayip derler ona. Her ne kadar yola bakan tarafta kocaman bir tabela ile ‘Deniz Çay Bahçesi’ yazıyorsa da kimsenin bu adla andığı yoktur. ‘Neredesin?’ diyene ‘Şahip’in oradayım!’ der. Hanımından ‘Şahip’in bahçeye gitmek üzere’ izin alır, çayın yanında getirilen küp şeker ambalajının üzerinde bile ‘Şahip’in yeri’ yazar.

Kasaba burada güne başlar. Günün ilk saatlerinde sahilde yürüyüşe çıkan emekliler burada sabah çayı içer. Masaları silip güne hazırlanan garsonlar bir yerden kaldırıp bir yere oturtur onları. Saat ilerledikçe sokakla birlikte şenliği artar bahçenin. Kimi evden getirdiği nevale ile kimisi Bahadır’dan aldığı simit ile kahvaltısını eder. Sonra dolup boşalır bardaklar, sigara tablaları… adisyon yazılmaz, hesabı akılda tutar Şahip’in garsonları. Her espriye espri ile karşılık verirler. Akşam serinliği çöktüğünde penguenler gibi sahile inen kalabalığı buradan seyretmenin keyfi hiçbir şeye değişilmez.

Gerçi konum olarak Şahip’in yerinden daha güzel bir sürü çay bahçesi vardır kasabada. Kimisi denize lebaleb, kimisi envai çeşit ağaç çiçek, kimisi doyumsuz gün batımı ile ayrıcalıklıdır. Aşağı yukarı üç buçuk kilometrelik sahil şeridi ile Silivri oturup çay içilen kasabadır biraz da. Belki bu sebeple kasabada kayda değer sosyal canlılık, kültürel etkinlik gözlemlenmez.  Şahip’in yeri kişilikli bir mekan olması dolayısıyla ayrıcalıklıdır. Başka yerlerde manzara, burada insan kalabalığı seyredildiğinden belki, belki sahilin en merkezi noktasında olduğundan, belki ağaç gölgelerinden…

Şahip ağabey gününü bahçenin bir köşesindeki masasında eşi dostu ile sohbet ederek geçirir. Yılların değiştiremediği çaycı Yasin’in demlediği çay Deniz, Cuma, Aykut ve Hasan’ın eli ile her gün aynı adamlara servis edilir. Deniz tutuk çocuktur, Cuma sessizdir, Aykut’un pantolonu düşer hep, Hasan iyi gününde ise müşterinin omzunu tıpışlar.

Sarkık bıyıkları, kocaman boyu, elinden düşürmediği sigarası ile Hakan akşamüzeri iner bahçeye. Sabaha karşı biter işi. ‘Nabarsın?’ der görünce. İki gün uğramasak hesap sorar. Onunla en çok memleket meselesi konuşulur.

Kimler yoktur ki çay bahçesinde… emekliler ayrı bir köşede oturup her gün aynı sakızı burunlarının ucundan alıp çiğner gibi, güç yetirdikleri zaman umursamadıkları memleket meselelerini konuşurlar. Her biri Trakya şampiyonu olduğunu iddia eden tavlacılar ayrı bir alemdir. Güne dincilerin korkusu ile başlayıp dincilerin korkusu ile akşam eden teyzelerin yanı başındaki masada sakallı gençler ramazan sohbeti yapar. Evinde oturup nakış işlese şimdiye dek çoktan evlenip torun sahibi olmuş olacak kız kurularının masası da bellidir, gelip geçen kızları kesen delikanlı eskilerinin masası da. Bu bahçede hayatı öğrenmeye başlayan yeni yetmelerin gürültülü sohbetlerine kasaba siyasetinin kafa adamlarının dedikoduları karışır. Deniz, Aykut, Cuma ve Hasan çay dağıtır hepsine…

Ne sanat, ne tarih, ne edebiyat… bu gibi konular kasabanın hiçbir yerinde revaç bulmadığı gibi Şahip’in yerinde de konuşulmaz. Bu sebeple İstanbul’un meşhur kahvehaneleri olan Küllük gibi, Marmara Kıraathanesi gibi değildir tabii. Çünkü günlük dedikodulara kilitlidir Silivrililer. Atom bombası da Londra konferansı da umursanmaz buralarda… Fakat kasaba siyasetinin merkezidir Şahip’in çay bahçesi. Siyasetçilerin beş yılda bir yaşadıkları heyecan bu mekanda kesintisiz bir şekilde sürüp gider. Başkanlık için aday olacak olanlar burada boy gösterir, hepsi bilir ki Şahip’in yerinde ne ölçüde prestij hissediyorlarsa kasabada o ölçüde prestijleri vardır. Sadece kasabanın değil, bölgenin nabzı bu çay bahçesinde bu gül ağaçlarının altında, bu hatmi kokularının bu hanımeli dallarının arasında atar. Kim nereden aday olacakmış, kim kiminle birlikte çalışacakmış, kim ne demiş, ne yapacakmış… Bütün bu soruların hepsinin cevabı Şahip’in çay bahçesinden alınır.

Dün akşam oradaydık yine…  Biz Hilmi Hoca ile Kadir Baran’ı yad ederken öğrendik, Şahip ağabey hastaymış birkaç zamandır, İstanbul’a üniversite hastanesine yatırmışlar. Kostik kardeşlerden biri bizim yanımızda, diğeri bahçenin diğer ucunda. Önümüzde siyaset gediklileri, ardımızda yeni yetme tavlacılar, Kınalı az ötemizde yeni iş projesini konuşuyor Yılmaz’la. Kızlar şıkır şıkır, erkekler bıçak gibi, yaşlı kadınlar yine pek meraklı…

Eksilse de bahçenin müdavimleri kalanlarla yeni baştan şen şakrak… biz Hilmi hoca ile yarın tekrar mülaki olmak üzere Şahip’in Çay bahçesinde, evvel giden ahbabı selamlayıp ayrılalım vesselam.  

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir