Şapkalar

İnsanın soğuğa ve sıcağa karşı korunmak, saçlarını derli toplu ve temiz tutmak, sosyal konumunu ve psikolojisini fark edilir kılmak, ait olduğu bölgeyi ve kültürü ifade etmek ve bunların ötesinde kılık kıyafetini tamamlamak, şık ve güzel görünmek amacıyla kullandığı başlığın tarihi serüveni ilginç bir takım bilgiler içerir. Bu tarihi yolculuk aynı zamanda uygarlık macerasının, devrimlerin, değişikliklerin ve zihnsel gelişimin tarihidir.

Avcılık ve toplayıcılık çağının insanı soğuktan korunmak için av hayvanlarından birinin derisini başına geçirirken binlerce yıl sürecek bir modayı da başlatmış oldu. Daha sıcak iklimlerde güneşten korunmak, avlanırken kamufle olmak gibi ihtiyaçlar dolayısıyla başını kuş tüyleri ve bitkilerle kapayan insan da bu modanın bir başka mucidi olmalı… Aradan geçen binlerce yıla rağmen başlık ve şapka formlarını belirleyen asıl etken, soğuğun ve sıcağın etkilerine karşı korunmaktadır.

Başlığın sosyal konumu belirleyen niteliği zaman içerisinde ortaya çıktı. Bir yırtıcı hayvan avlayan avcı, cesaretinin başkası tarafından da görülüp takdir edilmesi ve kendisinden çekinilmesi için başına avladığı hayvanın postunu geçirince saygı uyandırmıştır belki. Sonra başında farklı malzemelerden yapılmış başlıklar taşıyan insanlarla karşılaşınca kendisini onlardan ayırmak için kullanabileceği en kestirme yolun kafasında taşıyacağı alamet olduğunu keşfetmiştir belki.

Bu varsayımlardan sonra tarihin başlıklarla ilgili bize sunduğu materyalleri inceleyecek olursak, her dönem, her çağ, her türlü sosyal ve ekonomik devrimin öncelikle insanın başına, başlığına yansıdığını görürüz.

Tarih ve başlık kelimelerinin zihinlerde çağrıştırdığı ilk görüntü Mısır fresklerinde canlandırılan erkek ve kadınlara aittir. Mısırda pamuk ya da yün kumaştan imal edilen ve ‘Klaft’ adı verilen başlıklar soyluların başında bir çeşit taca benzeyen kasnaklar üzerine geçirilir, lotus çiçeği, yılan başı gibi figürlerle tamamlanırdı. Halk ise bu kumaş parçasını daha yalın bir şekilde kullanırdı. ‘Klaft’, asker, bürokrat ve köle sınıfını ayırt etmeyi sağlayacak ayrıntılar içerirdi. Firavun ve ailesine ait başlıklar o dönem insanının ince bir estetik anlayışa sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Kraliçe Nefertiti büstünde görülen başlık bugün bile hayranlık uyandıracak ölçüde zariftir.

Aynı çağlarda Anadolu, Yunanistan ve Ege’de kuş tüyü ve çiçekle yapılan başlıkların kullanıldığını görüyoruz. Aynı çağlarda savaşçılar darbelere karşı krouyucu görev yapan miğferler taşıyordu. Tanrı ve tanrıça betimlemelerinde gördüğümüz ‘Petasos’ adı verilen şapka, Asur ve Perslerin kullandığı konik başlıklar, İranlı kadınların kulandığı tambur, Vietnamlıların Nonkuaitao dedikleri başlık, adını verdikleri Çinlilerin ot ve hasırdan imal edilen külahları, Rusların Uşanka’sı ve daha bir çok başlık çeşidi insanoğlunun kafasının içi kadar dışının da gelişip değiştiğini ortaya koyan verilerdir.

Zaman içerisinde başlığın toplumsal statüyü ortaya koyma niteliğinin güçlendiğini görüyoruz. Romalılarda şapka kullanmak soylulara ait bir ayrıcalık olarak kabul edilirken kölelerin şapka takması yasaklanmıştı. Kölelikten kurtulan kişilerin bu ayrıcalığın tadını çıkarmak üzere kullandıkları başlıklar sonradan Fransız İhtilali ile yayılan özgürlük anlayışının da simgelerinden biri olmuştur. Fakat özgürlüğünün bedelini veren Romalı’dan özgürlük için Bastil’i basan ihtilalciye kadar uzanan süreç içerisinde Avrupa, başına bir çok şapkayı takıp çıkarmıştı.

Şapka, Ortaçağ’da Avrupalı soylu sınıfların elinde daha üniform şekiller kazanmıştır. Döneme ait çizimlerde eskiden çok farklı şekiller arzeden başlıkların daha formal çizgiler taşımaya başladığı gözlemlenmektedir. Kral taçlarının yerini daha rahat kullanılan ve fonksiyonel olan şık şapkalar almıştır. Bu şapkalarda pahalı kürkler, renkli tüyler, altın ve gümüş işlemeler göze çarpar.

Hemen hemen aynı çağlarda İngiliz şövalyelerin kullandığı başlıklar İspanyol şövalyelerin dilinde ‘Sombrero’ adını almış, İspanyol köylüsü tarafından güneşten korunma amacıyla hasır gibi daha basit malzemeleren üretilmiş, gemicilerin kafasının üzerinde okyanusu aşıp Yeni Dünya’ya gitmiş, orada değişime uğrayıp bugünkü geniş kenarlıklı Meksika şapkasına dönüşmüştür. Aynı şapka güneşin etkisinin daha az olduğu kuzey ülkelerinde dar bir siperlikle kullanılmaya başlanmıştı. Güneşin yerini karın aldığı bölgelerde ise yünden, deriden, kumaştan mamul bereler, iklimin daha yumuşak olduğu Orta Avrupa’da ise kukuleta ve harmani kullanılıyordu.

Avrupa’nın yaşadığı Romantik çağ, peruğun ve abartılı şapkaların çağıdır. Fakat aynı çağda Yeni Dünya’da keşfedilen uçsuz bucaksız bakir arazileri işleme derdine düşmüş olan Avrupalılar soyluluklarını başlarında sergilemekten vazgeçmek üzereydiler. Güneşin, soğuğun, rüzgar ve yağmurun etkisinden kurtulmak için ellerindeki Sombrero’yu evirip çevirmiş onu panama şapkasına dönüştürmeye başlamıştı bile.

XVI. Yüzyıldan itibaren dünyanın diğer taraflarını keşfedip kendine göre tanımlar geliştiren Avrupalı, doğulu halklar tarafından hep kafasındaki şapka ile hatırlanmıştır. Formal olan hiç bir şeye tahammül gösteremeyen, evrende var olan çeşitlilik ve renkliliği esas alan doğu kültürleri için şapka bu sebeple bir başka gözü, dışarıdan değerlendirmeyi, yakalanmayı, istila edilmeyi, hükmüm altına alınmayı ifade etmiştir biraz da. O bakımdan Avrupalının kafasındaki şapka doğulu nazarında bir başlık olmanın ötesinde anlamlar taşımıştır.

Tekrar batıya dönecek olursak, Fransız Devriminin vaad ettiği özgürlük her manada bir serazadlık ifade ediyor olmalıydı ki devrimden sonra başlıklar atılmaya kafanın içinde olduğu gibi dışında da açılımlar yapılmaya başlanmıştı. XIX. yüzyılın sonu, hasır şapkanın melon şapkaya, melon şapkanın, fötr şapkaya, fötrün kaskete dönüştüğü dönemdir.

Yerl kültür ise tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da başüstünde sergilenmeye devam etmektedir. Ekoseli İskoç bereleri, ‘Tirol’ adlı Avusturya kepleri, Lapon bereleri, İtalyan şapkaları, Polonya kasketleri, Norveç ve Fin başlıkları moda denilen sihirbazın kullandığı malzemeler olarak varlığını sürdürmektedir.

. . .

[ultimate_info_banner banner_title=”Turna Fırtınası” banner_desc=”Hulusi Üstün’ün yeni romanı” button_text=”Hemen Alın” button_link=”url:http%3A%2F%2Fwww.kitapyurdu.com%2Fkitap%2Fturna-firtinasi%2F429191.html%26filter_name%3Dhulusi%2520%25C3%25BCst%25C3%25BCn|title:Turna%20F%C4%B1rt%C4%B1nas%C4%B1|target:%20_blank|” info_alignment=”ib3-info-left” info_effect=”fadeInRight” banner_image=”id^1504|url^http://www.hulusiustun.net/wp-content/uploads/2017/07/turna-firtinasi-slide.jpg|caption^null|alt^null|title^turna-firtinasi-slide|description^null” banner_size=”300″ ib3_alignment=”ultb3-img-center-right” banner_img_height_large_screen=”280″ banner_img_height=”280″ banner_img_height_tablet=”200″ banner_img_height_tablet_portrait=”200″ banner_img_height_mobile_landscape=”180″ banner_img_height_mobile=”150″ button_color=”#50b033″ button_text_color=”#50b033″ title_color=”#000000″ desc_color=”#7c7c7c” ib3_background=”#efdfcf”]

Tarih boyunca Türklerin kullandığı başlıklar da tıpkı Avrupa’da olduğu gibi Türk’ün tarihi serüveni boyunca şekil değiştirmiş, evrilip dönüşmüştür. Asya halkları iklim koşuları sebebiyle öncelikle soğuğa karşı koruyucu kürk ve deri başlıklar kullanıyorlardı. Bunda havyancılıkla geçinen göçebe toplulukların kürk ve deri malzemeyi kolaylıkla edinmesinin de rolü vardır. Ayı, tilki, porsuk gibi hayvanların kürklerinden, koyun, keçi sıır gibi hayvanların derilerinden yapılan başlıklar kulakları ve enseyi de kapatıyordu. At üzerinde sürekli dolaşmak durumunda kalan göçebe için başlığın ergonomik ve hafif olması önemliydi. İşlenmiş deriden yapılan şekilli başlıklar ise yerleşik hayata geçildikten sonra, şehir kültürü geliştirildikten sonra kullanılmaya başlandı. İlk yerleşik Türk topluluğu olarak kabul edilen Uygurlardan kalan freskler bu başlıklar hakkında fikir vermektedir. Başlık şekilleri Çin, Budizm ve Mani kültürlerinden doğal olarak etkilenmiştir.

Türk Dilinin ilk sözlüğü niteliğindeki Divan-ül Lügat-it Türk adlı esere göre Türkler başlığa Börk adını veriyorlardı. Yine aynı eser sukarlaç, kızıklıg, kuturma ve kıymaç olmak üzere dört çeşit börkten bahseder. Kişinin sosyal konumu ve mesleği börk üzerindeki bir takım alametlerden anlaşılabiliyordu. Daha sonra Tüklerin başı üzerinde Anadolu’ya gelen börk sıcak iklim ve İslamın etkisi ile şekil değiştirmiş olmakla birlikte isim olarak varlığını korumuştur. Börk, Osmanlı çağında Yeniçeri başlığını ifade eden bir anlama bürünmekle birlikte artık sert keçeden, yağmura yağışa karşı askeri koruyan, aynı zamanda görünüme haşmet katan bir aksesuara dönüşmüştür. Halk dilinde börk asli anlamını korumuş olmalı ki Şehy Bedreddin’in en yakın müridi Börklüce Mustafa namıyla anılmıştır.

Türkler savaş başlığı olarak kullandıkları miğfere tolga, ‘toğulga, tuvulga’ ismini verirlerdi. Son derece sanatlı örnekleri günümüze kadar ulaşan bu başlıklar aynı zamanda zırhın tamamlayıcısıydı.

Osmanlı döneminde halk başlıkları sayılamayacak kadar çok çeşitlilik arz ediyordu. Bu çeşitlilik dini, sosyal ve etnik kökeni belirten alamet-i farika niteliği ile mezartaşlarına da yansırdı. En azından payitahttaki uygulamaya göre Hıristiyanlar mavi, Museviler sarı takke giyerken 1592’den itibaren Hıristiyanlar siyah, Museviler de kırmızı ve mor giymeye başlamışlardı. Yeşil ise ancak soyunu peygambere izafe eden Müslümanlar tarafından kullanılırdı. Şürefa ve Saadat adı verilen bu zümre yeşil sarık sarardı.

Müslümanın alamet-i farikası olarak kabul edilen, kullanılması konusunda dini referanslar sunulan sarığın muhtelif şekilleri vardı. Vüzera ve kübera sınıfı sarı telli tülbent, halk ise sıradan bez ya da abani adı verilen çiçekli bir tülbent de kullanılırdı. Başa sarılan bu kumaşın gerektiğinde kefen görevi de göreceği düşünülürdü. Tarikat mensupları tac veya arakiye üzerine meşreplerine göre farklılık arz eden şekillerde sarık sarardı. Yeşil sarık Kadiri, siyah sarık Rıfai, kırmızı sarık Bektaşi dervişlerine mahsustu. Mevleviler yeşil ve beyaz sarıklar kullanırdı. Diğer tarikatler ise sadece beyaz sarık sararlardı.

Bürokrat başları ise kavuklu idi. Sultan kavuklarına yusufi adı verilirdi ki bunlar yüksek tepeli, dilimli başlıklardı. Vezir kavukları kallavi, kübera sınıfı horosani, katipler katibi, mahkeme mensupları mücevveze adlı kavukları kulanırdı. Ayrıca selimi, kalensüve, perişani, kubadi, azami, örfi, kafesi adlı kavuk çeşitleri de vardı. Saray mensuplarının hepsi görevlerine göre hasoda kavuğu, enderun kavuğu, içoğlanı kavuğu, peyk kavuğu, çukadar kavuğu, zadegan kavuğu, soytarı kavuğu, Üskufi, gülguni gibi farklı başlıklar kullanırdı.

İstanbul halkı ise yün bir takke olan arakiye, sade sarık, esnaf kavuğu gibi çeşitlerin yanında mesleki aidiyetleri belirten başlıklar kullanıyordu. Bu başlıklar daha çok bölgesel ve geleneksel başlıklardı. Arnavutlar keçeden yapılma külahları, Çerkesler doğmamış oğlak derisinden üretilen kalpakları, Dağıstanlılar posttan dikilmiş papakları, Kırımlılar samur kalpaklarıyla ayırt ediliyorlardı.

Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılması, serpuş konusundaki ilk köklü değişikliğin başlangıcı oldu ki bu değişikliğin Fransız Devriminin dolaylı bir yansıması olduğu düşünülebilir. II. Mahmud’un huzuruna çıkan Kaptan-ı Derya Koca Hüsrev Paşa’nın başındaki fesi beğenmesi başlık karmaşasına kısmi bir çözüm getirmişti. 1828 yılındaki kıyafet nizamnamesiyle fes resmi başlık halini aldı. Evvelce Kuzey Afrika’da kullanılan bu sade ve şık başlık Osmanlıyı öylesine simgeler hale geldi ki, hala Avrupa’lı muhayyilesindeki kaytan bıyıklı, karayağız ve gürbüz doğulunun başı feslidir. Hollywood yapımlarında ve bir çok animasyon filminde olumsuz tip olarak işlenen doğulunun başı fesli, fesinin üzeri de ayyıldızlıdır.

Kırım Savaşı ve hemen akabinde gerçekleşen Çerkes göçünden sonra Osmanlı topraklarının her yanına dağılan göçmenlerin başındaki kalpak, Osmanlı Rus Savaşı sonrasında kaybedilen toprakları geri almak ve yurduna dönmek isteyen aktivistlerin üzerinde onların heyecanını simgeleyen bir objeye dönüşmüştü. Esasen Kafkasyalılar arasında kalpağı İslam ile özdeşleştiren bir söylence de anlatılıyordu. Buna göre; ahir zaman peygamberinin geldiğini duyan Kafkasyalılar onu ziyarete gitmiş, peygamber onlara bir post üzerinde yer göstermiş, fakat Kafkasyalılar kendisinin huzurunda oturmanın saygısızlık olacağını düşünmüşler. Bunun üzerine peygamber gösterdiği postu onlara hediye etmiş. Kafkasyalılar peygamber tarafından hediye edilen bu postu başlarında taşımak içn kalpağa dönüştürmüşler.

Türkiye’ye yerleşen Kafkasyalıların mahalli kıyafetlerini korumaktaki ısrarı sebebiyle kalpak kısa süre sonra ordu mensupları ve bürokratlarca kullanılmaya başlanmıştı. Enver’in şahsında millilik sembolüne dönüşürken Kurtuluş Savaşı ile Kuva-i Milliye’nin, dolayısıyla direniş ve özgürlüğün simgesi olmuştur. Mithat Cemal Kuntay ‘Üç Istanbul’ adlı muhteşem eserinde sarık, fes ve kalpağın Osmanlı döneminin son elli yılında taşıdığı siyasi anlamı büyük bir incelikle işlemektedir.

Osmanlı aydının özlemini çektiği özgürlük kalkışmaları niteliğindeki Meşrutiyet dönemlerinde kadınların kıyafetleri ile birlikte erkek başlıklarında ve serpuşlarında da değişiklik olmuş, Osmanlıda çeşitli çevreler latin alfabesi ile Türkçenin yazılması, Avrupai kisve ile dolaşmak, kadınların iş hayatına atılması, şemssiperlikli şapka takmak gibi bazı ilkleri denemişti. Meşrutiyetin rüzgarıyla girişilen bu tarz uygulamalar, toplumun daha sonra cumhuriyetin getirdiği köklü değişiklikleri kabullenmesini kolaylaştırdı da denebilir. Cmhuriyetle birlikte yüzünü moderniteye çeviren Türkiye, başlık ve kılık kıyafet konusundaki karmaşayı gidermek amacıyla 1925 yılında başlık konusunda da bir kanuni düzenleme yapılmıştır. Buna göre 25 kasım 1925 tarihli 671 sayılı nizamname ile ‘şapka iktizası hakkında kanun kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk aynı yılı yazında gerçekleştirdiği Batı Karadeniz gezizinde şapka kullanarak bu yeniliği halka tanıtmıştır.

Dini ve kültürel gerekçelerle başlangıçta tepki ile karşılanan şapka herkes tarafından kullanılmasa da en azından Türk halkının başındaki karmaşanın giderilmesini sağlamıştır. Modernitenin birbirine benzettiği, farklılıkları törpülediği, aynı kalıba soktuğu günümüz insanı için şapka eskiden olduğu ölçüde kimlik ifadesi olmaktan çıktı. Modernizmin çalkantısına dayanamayan etnik ve kültürel kimliklerin kılık kıyafetle ifadesi de mümkün değil belki. Gelişen iletişim imkanları sebebiyle yönlendilebilen algılar şapkanın siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik fonksiyonunu ortadan kaldıradursun insanın kafasının içindekine dair fikir veren rengarenk, çeşit çeşit başlıklar özlenmiyor değil.

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir