Şimdi Kürt Halkı Konuşsun

            Bir zorunluluğun sonucu olarak ülke dönülmez bir yola girdi. Kimilerine göre yüz elli, kimilerine göre elli, kimilerine göre son beş yılın sorunu olan “Kürt Meselesi”nde devlet, ucunun nereye varacağını tam kestiremediği yolda kocaman adımlar atma kararı aldı. Bu yolun ucunun nereye varacağına muhatap karar verecektir.

            Ama muhatap kimdir, Kürt halkının temsilcisi İmralı sakini midir? Eğer Kürt halkı Apo’nun kendilerini temsile yetkili olduğunu düşünüyorsa atılan adım, devleti de Kürtleri de hesap ettikleri yerden çok başka bir diyara götürecektir. Varılan nokta Kürt halkı için de Türk halkı için de felaket olacaktır, çünkü arada henüz kurumamış kan vardır. Apo tarafından temsil edilmeyi kabul eden Kürtlerin bu anlamsız ve çirkin savaşta evladını yitirmiş insanlar tarafından hoşgörüyle karşılanmasını beklemek her şeyden önce safdillik ve zulüm olur. Dolayısıyla böylesi bir adım Türkiye’yi selamete değil, felakete götürecektir.   

Kürt halkı, eğer DTP’nin kendilerini temsile yetkili olduğunu düşünüyorsa yine hesap edilenden daha farklı bir noktaya ulaşılacaktır. Birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı siyasi kişiliğin arasında yapılan bir anlaşma görünümü kazanacak olan adım, tavizden öte anlam ifade etmeyecektir. Bu durumda iki halk arasındaki kardeşlik bağları zamanla gevşeyecek ve iki kuşak sonra Kürt ve Türk halkı yollarını kesin bir şekilde ayıracaktır.  

            Benim tanıdığım ve gözlemlediğim Kürtlerin bu iki süje tarafından da temsili mümkün değildir. Onlar bizim iş arkadaşlarımız, komşularımız, sıhri akrabalarımız, dostlarımız olan Kürtler. Asıl bu kitle konuşmalı. Şimdi onların ne dediğini duymak istiyorum. Şimdiye dek onlar neden konuşmadı, neden niyetlerini, ümitlerini ve geleceğe dair planlarını açığa vurmadılar.

Boşanma kararı alan ana babanın yetişkin evladı şahit kürsüsüne gelsin. Ona soralım, olup bitenlerden memnun musun? Türk ve Kürt halklarının bin yıllık birlikteliğini kopma noktasına getiren bu gelişmeler karşısında sen ne diyorsun. Neden şimdiye dek bir topluluk halinde ya da tek tek ortaya çıkıp kamu oyuna şu manifestoyu duyurmamışlardır?

Biz Kürtleriz, DTP’nin ya da PKK’nın bizi temsil etmesine rıza göstermeyiz. Biz Kürt’üz ve Kürt’üm derken aynen Türk’üm diyen kadar mutlu oluyoruz. Dilimizi seviyoruz, tarihimizi biliyoruz ve biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan rahatsızlık duymuyoruz, anayasal anlamda vatandaşlık bağımızı ifade eden Türk adı bizi rahatsız etmiyor. Biz Türk halkından ayrılması imkanı olmayan bir kitleyiz, biz Türklerle akrabayız, dostuz, komşuyuz, yurttaşız, dindaşız. Şimdiye dek bizim namımıza hareket ettiğini iddia eden, bizim haklarımızı almak namına devlete düşmanlık eden, askere kurşun sıkan, vergi vermeyen, Türk’le Kürdün arasına kan davasını sokma gayreti içinde olan PKK bizi temsil etmiyor. Bu örgütün Kürt halkını emperyalizmin maşası haline getirmek için gayret sarfettiğini apaçık görüyorum ve bu suiniyeti reddediyorum.

DTP beni temsile yetkili değildir, o siyasi yapıya oy vermedim çünkü benim politik hassasiyetlerimle onların politik argümanları arasında dağlar denizler kadar fark vardır. Biz Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan ve Kürt olmayan diğer gruplar gibi, siyasi görüşümüzü etnik kimliğimizi esas alarak belirlemiyoruz. Bizim siyasi tercihimizi etnik kimliğimiz değil, gelecek öngörümüz belirlemektedir.

Biz Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Gürcü, Pomak, Arnavut ve Arap soylu yurttaşlarımızdan ayrı bir gelecek kurgulamıyoruz. Onlardan ayrı olmak bizi mutlu etmeyecektir. Biz bu sınırlar içinde bir azınlık olarak görülmek istemiyoruz. Dilimiz, kültürümüz işlenmelidir ama demokrasi prensipleri çerçevesinde…  

Biz ana dilimizi konuşmak hakkımızı elde etmek için silahlı mücadeleye girişmeyi hiç düşünmedik ve silahlı mücadeleyi tasvip etmedik. Bir dilin konuşulamaması insan öldürmeyi meşru kılmaz. Biz taleplerimizi demokratik yöntemlerle, sivil tavırlarla dile getireceğiz. Bu memlekette insanları ezen bir çark var ise bu çark Kürt’ü ezdiği kadar Türk’ü, Çerkesi de ezmektedir. Biz Edirne’den Hakkari’ye kadar yurdun her köşesini doğduğumuz köy, okuduğumuz kasaba kadar benimsiyor ve sahipleniyoruz. Biz Türkiye cumhuriyeti tarihinin her dönemini benimsiyor ve yapılan yanlışlıklara tıpkı Türk, Çerkes, Laz ve sair gruplar gibi gönül koyuyoruz.

Biz bu milleti oluşturan tüm etnik gruplarla birlikte yaşamak isteyen insanlarız. Biz Kürt’üz, bu yurdun Kürt olmayan tüm halklarıyla kopmaz kardeşlik bağları olan bir halkız.

Dünya bunu böylece bilsin, tüm yurttaşlarımız bunu böyle bilsin.”

. . .

Şimdi Kürtler konuşsun. Türkle birlikte yaşayan, geçinen, evlenmiş olan, komşu olan ve dost olan Kürtler konuşsun. DTP de PKK da sussun. Çünkü onların çabası halkların arasına düşmanlık sokmaktan başka bir şeye yaramadı şimdiye dek. Şimdiye dek susmuş Kürt sanatçılar, Kürt din adamları, kanaat önderleri, Kürt işadamları, etnik kimliği ile siyaset yapmayan Kürt politikacılar, eşimiz, dostumuz konuşsun. Onlar konuşsun ki biz önümüzü görelim. Binlerce yıllık bu birliktelik sona erecek mi, birbirimizin omzuna basmadan, varlığını reddetmeden ve daha fazla aileye ateş düşmeden, analar ağlamadan bu sorunun nasıl çözüleceğini görelim.

İşte bu manifesto Kürt’ün ve Türk’ün ateşle imtihanını sulha bağlayacaktır.

 

 

 

                                                                                  Hulusi ÜSTÜN

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir