Suriye Çerkeslerinin Geri Dönüşü Üzerine

Didar-ı hürriyetin esiri olmak üzere zincirlerini kırmaya girişen Suriye’deki yüz bin civarında Çerkes’in sesini duyan var mı?  Kim onlar?

Onlar yüz elli yıl önce vatanlarından çıkartılıp Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına dağıtılmış sürgünlerin yurtsuz çocukları… Çerkes sürgünler arasında da belki en talihsiz olanları… ‘Evveli Şam, ahiri Şam’ söylencesi uğruna atlarının başını çöllere çevirenler ve Rumeli bozgununun ardından on dört yıl boyunca yaşadıkları Tuna boylarından çıkarılıp gemilerle Lazkiye’ye dökülen göçmenlerin torunları… çoğunun akrabası Türkiye’de yaşayan, Abdzah, Bjedukh, Abazin ve diğerleri…

Onlar çıkıp geldikleri Kafkas topraklarından çok farklı bir coğrafyayı yurt edinmek için ter ve kan dökmüş insanlar. Osmanlı döneminde Şam yönetimini elinde tutan, kanal cephesinde, Kut’el Amara’da, Yemen’de, Bingazi’de, Tobruk’ta en ön safta savaşanlar… Dağılan imparatorlukla birlikte yeniden dağılan, akrabalarından kopan, dün Osmanlı için, daha sonra Kral Abdullah için, sonra Fransızlar için, en son İsrailliler için vuruşan umarsız, umutsuz insanlar…

Osmanlı’nın çöküşünden sonra bulundukları saflar defalarca dağıtılan, yer yer tehdit, yer yer güvence olarak elde tutulan bedbahtlar.

Yirmi birinci yüzyıl onları yeni bir kaosun içine soktu.

Aslında hiç kimsenin hatırlamadığı bu insanlar hakkında kamuoyunu ilk bilgilendiren kişi gazeteci Fehim Taştekin oldu. Fehim, Libya’daki başkaldırının merkezi olan Mısrata’da Mısırlı Memlüklerin kalıntısı  Aşiratil Şerakesi mensuplarının Çerkesliğini ulusal basına duyurarak tarih boyunca başkaldırının olduğu her yerde bulunan Çerkes izine işaret etti. Bu haber Çerkesler için yeni bir bilgi olmasa da dünya kamuoyu için ilgi çekici bir ayrıntı niteliğindeydi.

Dünya Tahrir meydanına kilitlendiğinde sesleri çıkmadığına göre Mısır’dakiler büyük ölçüde yok olmuşlardı. Özgürlük ateşi Suriye ve Ürdün’e sıçradığında bu ülkelerde yaşayan Çerkeslerin durumunun ne olacağına dair endişe, Türkiye’deki bazı Çerkes cemiyet adamı tarafından dile getirilmiş olmakla birlikte mevcut sivil toplum kuruluşları tarafından bir girişime gerek görülmedi. Özellikle Suriye’de alevlenen isyan ateşi bugüne dek rejimin kolcusu olmaktan başka şansı bulunmayan Çerkesleri ciddi manada tehdit eder hale gelince bir grup Suriyeli Çerkes tarafından Rusya Federasyonuna bağlı Çerkes cumhuriyetlerine yazılan yüz on beş imzalı bir istimdat dilekçesi ile yeniden gündeme geldi.

Aslında Suriye’deki Çerkeslerin dramı imparatorluğun çözülmesinin ardından başlamış bir süreç. Osmanlı döneminde devletin eli olarak Suriye’de tanınan ve son derece etkili olan Çerkesler, imparatorluğun çözülmesiyle başıboş kalmış, bir süre bölgede işgalci olan Fransızların lejyonu olma misyonunu üstlenmiştir. Fransızlar’ın ülkeyi resmen terk ettikleri 1946 tarihinden itibaren Çerkesler Suriye’nin istenmeyen adamları haline gelmiştir. Araplar geçmişte Türklerin, daha sonra da Fransızların tetikçisi olarak gördükleri Çerkesleri milliyetçi duygularla öteleyerek ‘ Eşşerkesi bibundukiyye la insaf ve la insaniye’ ( İnsaf ve insanlıktan yoksun silahlı Çerkesler) tekerlemesi ile tanımlamışlardır. ‘Siyah kıyafetli kargalar’ dedikleri Çerkes lejyonu dağılmış ve o isimsiz şövalyeler küçük köy ve kasabalarda ölmüşlerdir.

İlk Suriye devlet başkanı Şükri el Kuvvetli döneminde Çerkesler bürokrasiden tasfiye edilseler de savaş tecrübelerinden dolayı ordudan uzaklaştırılamamışlar ve özellikle Arap İsrail savaşlarında yararlılık göstermişlerdir. Bununla birlikte savaş en çok Çerkesleri vurmuş, Altı Gün Savaşları’nda vuruşmanın merkezi durumundaki Golan tepelerinde yer alan köy ve kasabalarını boşaltarak Suriye içlerine doğru çekilmişlerdir. Bu göç sebebiyle Çerkeslerin Ortadoğu’daki en önemli merkezleri olan Kuneytra kasabası boşaltılmış ve halkı Şam varoşlarına yerleşmiştir. Yine bu dönemde yaşanan önemli gelişmelerden birisi de Suriye Emniyet Müdürü olan Yahya Kazan ve Türkiyeli Hikmet Yediç’in gayretleri ile önemli sayıda Çerkes’in yeni bir hayat kurmak üzere Amerika’ya kabul edilmiş olmasıdır. Amerika’ya göçmen olarak kabul edilen Suriyeli Çerkesler New Jersey eyaletine bağlı Paterson bölgesinde büyük bir koloni halinde yaşamaktadır.

Geleneklerinden dolayı ticari beceri gösteremeyen Suriye Çerkesleri kendilerine bürokrasi kapısının kapanmasından sonra ciddi ekonomik sıkıntıya düşmüştür. Çerkes diasporasının en zor ekonomik şartlarda yaşayanları Suriye Çerkesleridir. Bununla birlikte hayat tarzları ve insani ilişkilerdeki incelikleri sebebiyle Suriye halkı içinde saygın bir yere sahip olduklarını söylemek de mümkündür.

Suriyeli Çerkesler arasından Tsağo Nuri gibi önemli aydınlar da çıkmıştır. Sadece Çerkesler arasında değil, tüm İslam aleminde etkili bir şahıs olan Cevdet Said, Suriye’deki bir çok din adamı gibi tavrını Suriye’deki özgürlük talebinden yana koyduğu için Esad yönetimi tarafından sakıncalı ilan edilmiş, iki oğlu tutuklanmıştır.

1970’te kansız bir darbe ile yönetimi ele geçiren Hafız Esad’ın Türkiye istihbaratı tarafından Çerkes sanıldığı için desteklendiğine dair bilgiler olmakla birlikte Esad dönemi de Çerkesler açısından sıkıntılı bir dönemdir. Suriye’nin Rusya ile stratejik işbirliği yaptığı bir ortamda sık sık anayurtlarına dönme talebini gündeme getiren Çerkesler Suriye yönetimi tarafından ikircikli karşılanmıştır.

Tüm bu serencamın ardından köylerinden çıkartılmış, varoşlara dağıtılmış, yaşadıkları yerde sürekli sorunlarla karşılaşmış ve her zaman iki ateşin arasında kalmış olan Çerkesler, günümüzde Suriye’de yaşanan kaosun içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

1990’lı yılların sonunda Kosova’da yaşanan savaşta Arnavutlarla Sırplar arasında kalan Çerkeslerin Adigey Hükümetinin girişimi ile Adigey’e getirilmiş olması küçük nüfuslu Çerkes halkı için önemli bir başarı idi. Kosovalı Çerkeslerin Adigey’e kattıkları göz önüne alındığında böylesi kitlesel geri dönüşlerin Çerkes Cumhuriyetleri için ne kadar ciddi önem içerdiği anlaşılacaktır.

Bu tecrübenin üzerine yeni bir girişim gerçekleştirilerek Suriye Çerkeslerinden belki birkaç yüz kişi için geri dönüşün sağlanması Çerkes halkının varlığını sürdürmesi açısından ne kadar manidar olurdu. Bu amacın gerçekleştirilmesi için Türkiye’deki o milyonlarca nüfusa sahip şanlı diasporanın üzerine düşen bir şeyler olabilir. Gerekirse bu insanlara Türkiye’de geçici olarak konuk edilebilecekleri bir kardeş kapısının olduğunu duyurmak gerekmez mi?

Ne acı… Bundan yüz elli yıl önce yüz binlerce insanın döküldüğü Suriye toprakları ne kadar verimsizdir ki yüz elli yıl sonra orada gömülmüş binlerce insandan geriye dönmesini ümit ettiğimiz birkaç yüz kişiden fazlası değildir.

 

 

Hulusi ÜSTÜN

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir