Yoldaki Son Kervansaray
Uygur Ülkesi

İpek yolu güzergahından doğuya doğru giden yolu söylenceler tarif eder, kitaplar değil. Aşılacak dağ sıralarının ardında bozkır, bozkırın ardında çöl, çölün ardında buzul vardır. İstanbul, İskenderiye, İsfahan, Herat derken güzergah üzerindeki son kervansaraydır Türkistan. Oradan öteye ne yol vardır ne patika ne cılga… Binlerce yıldır o yöne gidip dönen kervanlar, seyyahlar, gazeteciler, yazarlar, politikacılar o bölgeye ilişkin ne anlatırsa anlatsın dinleyen için söylenceden ibarettir tüm anlatılanlar.

Hani Zülkarneyn ‘güneşe karşı hiç bir korunağı olmayan’ bir halkla karşılaşmıştı o yolun sonunda. Hani o düzlüklerde İskender’in atı Bukefalos’un soyundan gelen yılkılar dolaşırdı. Venedikli Marco Polo o topraklarda kuru odun gibi yanan kara taşlar, kağıttan paralar, beyaz porselenden kaplar görmüştü. Mamur şehirler, yeşil tarlalar, bir tekine kırk top ipek kumaşla değer biçilen atlar, eri ve kadını ok atan halklar… Halkın Kut’u götürüldükten sonra tüm uğurun gittiğini aktaran efsaneler. ‘Göç göç’ diye çağrışan kurt kuş…

Aradan geçen iki bin yıla rağmen Asya içleri, dünyanın kalan kısmı için hala söylenceler diyarı. Aradan geçen iki bin yıla rağmen Türkistan son kervansaray… İletişim çağının acımasızca gözler önüne serdiği vahşet görüntülerinin söylenceden, kurgudan, efsaneden montajdan ibaret olduğunu düşünmek ise bizim tek tesellimiz.

Batıda Ural dağları, doğuda Altay dağları, güneyde Himalaya ve Hindikuş Dağları ile çevrili geniş coğrafya, kültürel ve Linguistik özellikleriyle büyük ölçüde bütünlük arzeden Türkistan’ın doğal sınırlarıdır diyebiliriz. Bu havzada yaşayan halklar tarih boyunca birbirine karışmış, birbirinin içine girmiş, buradan dışarıya çıktıklarında aynı isimle anılmış, dönem dönem ortak siyasi birlikler oluşturmuş, büyük ölçüde ortak bir kaderi yaşamışlardır. Bu sebeple siyasi bir yapıyı değilse de tarihi, kültürel ve dilsel atavatanı ifade eden bir adlandırmadır Türkistan.

Bu coğrafyanın doğusunda yer alan Doğu Türkistan, Türkistan’ın menşei ve kalbi mesabesindedir. Çünkü söylenceler Türklerin de dahil olduğu Turani halkların çıkış noktası olarak bu bölgeyi işaret eder. Söylenceler gibi tarihi kayıtlar da Türk adını ilk önce bu topraklarda yazıya geçirir. Arkeoloji, Türk’ün bu topraklardan yayıldığını doğrular. Dil bilimi sözcüklerin, seslerin, şarkıların izini sürerken kendisini o coğrafyada bulur. Bu sebeple Ural Altay Dilleri adıyla bağımsız bir dil grubu olarak tanımlanan dil coğrafyasının en batısında kullanılan Anadolu Türkçesi ile en doğusunda kullanılan Uygur Türkçesi arasındaki şaşırtıcı benzeriliğin anlaşılması için bir dizi mitolojik ve tarihi bilginin üzerinden geçmek zorunludur.

Bu bilgilerin üzerinden geçmeden bugünü anlamak çok mümkün değil. Zaman tıpkı ırmaklar gibi evvelce oluşturduğu mecra içinden akıp gidiyor. Önü nereye giderse ardı da oraya… Bu sebeple bugünü bugünün bilgileriyle tanımlamak çoğunlukla yanıltıcı ve eksik.

Uygur Ülkesi, Türk’ün ilk kez şehir kurduğu, ilk kez icaret yaptığı, ilk kez yazı yazdığı, kesintisiz olarak binlerce yıldır üzerinde yaşadığı coğrafya olmak dolayısıyla anlamlıdır. Bu zihinsel yakınlığa rağmen Anadolu ve Uygur ülkesi birbirine el uzatabilme imkanına sahip olamamıştır.

Doğu Türkistan’ın kadim sakinleri olan Uygurlar İç Asya’da şekillenmiş Türk medeniyetinin mirasçılarıdır. Uygur halkı tarıma bağlı bir yerleşik hayata geçmiş, çeşitli ziraat ve sulama teknikleri geliştirmiş, tarım ürünlerini ıslah etmiş, taş binalar inşa etmiş, yazıyı etkili bir şekilde kullanarak sözlü kültürü kayda geçirmiş şehirli bir topluluktur. Kaşgarlı Mahmut, Divan-ül Lügat-it Türk adlı eserinde Uygur sözcüğünü şu şekilde tanımlar.

‘Uygur, Türk Hakanıyla barış yaptıktan sonra Zülkarneyn’in kurdurduğu beş kentten oluşan ülkenin adıdır. Bana şunu anlattılar. Zülkarneyn uygur ülkesi yakınına geldiğinde Türk hakanı onun üzerine dört bin adam yollamış. Başlıklarındaki kanatlar şahin kanatları gibiymiş. Hem önleri hem arkaları dönüken aynı şekilde ok atabilirlermiş. Zülkarneyn bu damlar karşısında hayrete düşmüş ve ‘bunlar kendi kendilerini beslerler’ anlamına gelecek biçimde Farsça ‘İnan hod hörende!’ demiş. Bunlar başkalarının yiyeceğine gereksinim duymaz. Çünkü av onlardan asla kaçamaz. İstedikleri zaman avlanıp yerler. Böylece bu ülkeye Hudhur dendi.’

Kaşgarlı Mahmud, Uygur adının kökünü işte bu Hudhur kelimesinde arar. Modern etimoloji ise bu ismin kökündeki ‘uymak’ fiili ile iz sürer ve Uygur adının uyan, bizden olan, müttefik anlamına geldiğini ileri sürer. Yine günümüz Türkçesinde yer alan Uygar sözcüğünün Uygur sözcüğünden uyarlanmış olduğu ve medeni, şehirli anlamına geldiği kabul edilir.

Uygur halkı şehirliliği çağrıştırmaktadır en çok. Türk boyları içinde şehirli hayata geçen, ilk şehirleri kuran, taş binalar inşa eden kavim onlardır çünkü. Kaşgarlı Mahmud, Lügat’inde uygur ülkesini ‘Beş şehirden oluşan ülke’ olarak tanımlar. Mitolojik kaynaklara göre bu beş şehir Zülkarneyn tarafından inşa edilmiş olan Sulmu, Koço, Canbalık, Beş Balık ve Yangı Balıg şehirleridir. Divan-ül Lügat-it Türk adlı kitabın içeriğindeki dünya haritasında bu beş şehir dünyanın merkezi olarak gösterilir.

Uygur ülkesinin tarihi merkezi olan Kaşgar, tüm bu ayrıcalıkları çağrıştıran bir masal şehridir zihinlerde.

Türk kültürünün temel yazılı materyalleri olan Divan-ül Lügat-it Türk ve Kutadgu Bilig adlı eserler Kaşgar’ın birikimidir. Bu iki temel eserin yazarları olan Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Hacib bugün bile isimlerine saygı duyulan iki Kaşgarlı olarak Türk dili konuşanlar tarafından saygı ile anılmaktadır. Divan-ül Lügat-it Türk ve Kutadgu Bilig, Türk dilinin son derece işlek ve yetkin örneklerini içeren yüksek edebi metinlerdir. Bu kitaplar sözkonusu vasıflarıyla Doğu Türkistan’da bugün olduğu gibi geçmişte de Türk dilinin işlek ve köklü bir dil olduğunu ortaya koymaktadır.

Destan kahramanı Alp Er Tunga’nın şehridir Kaşgar. Ölümü dünyayı ıpıssız bırakan büyük kahramanı tanımayanlar bile sagusunu duymuştur. Alper Tunga bir destan kahramanı iken Abdulkerim Saltuk Buğra Han onun gerçek kişilik olarak tebarüz etmiş halidir. Türk boylarının İslam dinini kabul edişleri Saltuk Buğra Han’ın dönemine rastlar. Kendisi Müslümanlığı kabul eden ilk Türk yöneticisidir. Onun bu dini tercihi Türk Milletinin kaderini Türkistan Havzasının dışında araması sonucunu doğurmuş, Tarihi seyri bu aktör sayesinde bambaşka bir mecraa akmıştır.

Orta Asya’nın Fuzuli’si olan Ali Şir Nevai, Kaşgarlı olmasa da onun şiirleri Kaşgar evlerinde okullarında beş asır boyunca okunmaktadır. Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin çerağı Kaşgar’ı da aydınlatmaktadır. Kaşgar medreseleri iç Asya’nın en doğusundaki din bilimi merkezleri olarak tanınmıştır. Aradaki onca mesafeye rağmen Nasreddin Hoca’ya Kaşgar’da da gülünür. Tüm bu tarihi kişilikler, kültürel ve tarihi birikim dolayısıyla Türkistan, aslında bir çok yönden bütünlük arz eden bir coğrafyadır.

Türkiye topraklarının neredeyse 2,5 katı büyüklüğünde yüzölçüme sahip olan Uygur ülkesi, Tanrı Dağlarının birbirinden ayırdığı üç bölgeden oluşur. Bir taraf Asya’nın büyük boşluğu Taklamakan Çölünü içine alan ve Tarım Havzası adıyla anılan bölgedir. Tanrı Dağları Tarım Havzası ile Çungarya Havzasını birbirinden ayırır. Bu alanlar kadim Türk kültürünün, dilinin ve medeniyetinin çıkış alanı olarak kabul edilir. Kaşgar, Yarkend, Tufan, Hoten, Urumçi, Gulce, Karamay gibi şehir ve bölgeler Doğu Türkistan’ın önemli şehirleridir.

Doğu Türkistan, binlerce yıl Çin devleti ile komşu olarak yaşamış, bu komşuluğun sonucu olarak Çin ve Uygur halkları birbirinden karşılıklı olarak etkilenmiştir. Kağıt, ipek, pusula, barut, bir çok tarım ürünü, mutfak kültürü, makarna, mantı, kelimeler, öyküler, efsaneler ve inançlar Çin içlerinden Türkistan’a, oradan söylenceleri taşıyan kervanlarla birlikte eski dünya kıtasının diğer ucuna, Avrupa’ya kadar taşınmıştır. Ya da aynı etki ters yönde Türkistan’dan Çin’e… Öyle ki coğrafi keşifler çağına kadar Avrupa’nın ve Afrika’nın Çin kültürü ile temasa geçebildiği yegane sınır Doğu Türkistan’dır. İslam Dini Çin’e Doğu Türkistan yolu ile girmiştir. Yine söylencelere kulak verdiğimizde derler ki; 755 senesinde bir isyan hareketini bastırmak üzere Çin hükümetinin ricası üzerine Abbasi Halifesi Ebu Cafer El Mansur tarafından dört bin askerden oluşan bir seferi kuvvet gönderildi Çin’e. Bu savaşçı gençler isyanı bastırdıktan sonra Çin içlerine yerleştiler. Bugün Çinde yaşayan milyonlarca müslüman Çinli’nin atası bu savaşçılardır.

O bakımdan Doğu Türkistan tarihi biraz da Çin ile olan ilişkilerin tarihidir. Tarih boyunca bu ilişkiler karşılıklı kültür alış verişi şeklinde sürememiş, zaman zaman savaşlar, işgaller, kıyımlar da yaşanmıştır. İçinde bulunduğumuz zaman diliminin tarihe böylesi bir kırım ve kargaşa çağı olarak geçmesinin önüne geçmek Doğu Türkistan’a kulak vermeyi gerektiriyor.

Doğu Türkistan 1949 yılından beri Çin Kontrolündedir. Çince ‘Yeni Sınır’ anlamına gelen ‘Sin ki ang’ eyaleti aynı zamanda ülkenin nüfus yoğunluğu en düşük ve bakir bölgesidir. Bölgenin nüfusuna dair farklı kaynaklar farklı veriler ileri sürmektedir ki bu belirsizliğin temel sebebi etnik esaslı nüfus belirleme çalışması olmalıdır. Uygur etniğinin nüfusuna ilişkin veriler Kazak, Kırgız gibi bölgede yoğun nüfusa sahip Turani halkları dışarıda bıraktığı için eksik bulunmaktadır. Çince Sincan olarak adlandırılan Doğu Türkistan’da yarı nüfusun yerli halk olan Uygurlar ve diğer Türki topluluklardan oluştuğunu, diğer yarısının da Han etnik grubuna yani Çinlilere ve Hui adı verilen Müslüman Çinlilere ait olduğu kabul edilir.

Uygurların Türk tarihindeki önemli etkilerinden birisi de Uygur diline has özgün bir alfabe geliştirmiş olmalarıdır. Uygur Alfabesi adı verilen bu alfabe geniş bir coğrafyada yüzlerce yıl boyunca kullanıldıktan sonra XVII. Yy sonlarında ortadan kalkmıştır. Günümüzde Uygur otonom eyaletinde Uygur dili Arap Alfabesi ile okunup yazılmaktadır. Uygur dili günlük hayatta iletişim dili olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte Çin Hükumetinin nüfus ve din karşıtı politikalarının Uygur Bölgesinde rahatsızlık uyandırdığına dair dünya basınında haberler çıkmaktadır.

Yorum Ekleyin

Yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir